top of page

Türkiye'ye Geri Dönmeli miyim? İki Ülke Arasında Kalınca Nasıl Karar Verilir?

Yazarın fotoğrafı: Gizem Şahan
Gizem Şahan
9 saat önce
5 dakikada okunur
Türkiye'ye Geri Dönmeli miyim? İki Ülke Arasında Kalınca Nasıl Karar Verilir? - Gizem Şahan

Yurtdışında yaşayanların zihninde hep açık kalan bir sekme vardır.


Tarayıcı sekmesi değil bu, bir soru. Dönsem mi? Aylarca, bazen yıllarca orada durur, sessizce hafızayı yer ve her şeyi biraz yavaşlatır. İyi geçen bir haftanın sonunda kapatırsın. Sonra annenle bir WhatsApp görüşmesi, yağmurlu bir salı ya da kaçırdığın bir doğum günü onu yeniden açar.


Danışanlarımın çoğu Türkiye dışında yaşıyor, birçoğu expat. Bu soruyu o yüzden pek çok farklı aksanla duyuyorum. Neredeyse hiçbir zaman "dönmeli miyim?" diye gelmez. Kılık değiştirip gelir. Neden bu kadar yorgunum bilmiyorum. Sürekli uçak bileti fiyatlarına bakıyorum. Hep bir suçluluk var içimde.


Gel, o kılığı birlikte çıkaralım ve soruya doğru dürüst bakalım.


Türkiye'ye dönüp dönmemeye karar vermek neden bu kadar zor?


Çünkü iki şehir arasında seçim yapmıyorsun. Kendinin iki ayrı versiyonu arasında seçim yapıyorsun ve yalnızca biri yaşamaya devam edecek.


İçimdeki mühendis hemen bir tablo kurmak ister. Maaş, kira, sağlık sistemi, anneyle babaya uzaklık, hava, arkadaşlar. Kur lütfen, gerçekten. Ama o tablonun senin yerine karar vermeyeceğini zaten biliyorsun, çünkü verebilseydi çoktan karar vermiş olurdun.


Zorluk, sütunlara pek sığmayan üç yerde saklı. Pişmanlıkta, batık maliyette ve kimlikte. Gel tek tek bakalım.


Türkiye'ye döndüğüme pişman olur muyum?


Yurtdışında yaşayan herkesin buzdolabına asılmayı hak eden bir araştırma var.


1995'te Thomas Gilovich ve Victoria Husted Medvec, Psychological Review dergisinde "The Experience of Regret: What, When, and Why" başlıklı bir derleme yayımladı. Bulguyu sadeleştirirsek, kısa vadede insanlar yaptıklarından daha çok pişmanlık duyuyor. Uzun vadede ise yapmadıkları ağır basıyor. Yapılmayanlar, gidilmeyen yollar zamanla ağırlaşıyor.


Sonraki çalışmalar bu bulguyu biraz inceltti, yani evrensel bir yasa değil. Ama ciddiye alınacak kadar sağlam bir örüntü.


Gelecekteki sen, cesur bir hatayı temkinli bir ertelemeden çok daha kolay affeder.


Şimdi bunun senin için iki yöne de kestiğine dikkat et. Yurtdışında kalmak da eylemsizlik olabilir, bir ziyaret sonrası Türkiye'de "geçici olarak" kalmak da. Asıl soru hangi seçenek eylem değil. Asıl soru şu, hangi seçenekten arzuyla seçtiğim için değil, korktuğum için kaçıyorum?


Expat danışanlarımdan sık duyduğum bir cümle var. "Bu projeden sonra karar vereceğim." Sonra proje biter, yenisi başlar. Bu seanslarda beni en çok etkileyen şey, insanların gerçeklerden değil, kendilerine izin vermekten emin olamaması. Alttaki korkuya bir ad koyduğumuzda karar genellikle epey küçülüyor.


Batık maliyet yanılgısı beni yurtdışında mı tutuyor?


1985'te Hal Arkes ve Catherine Blumer, Organizational Behavior and Human Decision Processes dergisinde bir dizi deney yayımladı. İnsanların bir şeye, sırf daha önce yatırım yaptıkları için yatırım yapmaya ne kadar güçlü bir şekilde devam ettiğini gösterdiler. Para, zaman, emek. Parasını ödedin diye sonuna kadar oturduğun berbat tiyatro oyunu gibi.


Yurtdışında yaşayanlar batık maliyetin şampiyonlarıdır. Bu dili öğrenmek için altı yıl harcadım. Bu kariyeri kurdum. Oturum iznini sonunda aldım. Hepsi doğru, hepsi gerçek. Ve hepsi çoktan harcandı.


"Hayat ancak geriye bakarak anlaşılabilir, ama ileriye doğru yaşanmak zorundadır." (Søren Kierkegaard, Günlükler)

Dönersen o yıllar boşa gitmiş olmaz. Seninle gelirler. Dil ağzında kalır, yetkinlik ellerinde kalır, dostluklar WhatsApp'ta devam eder. Seninle gelmeyen tek şey, bir zamanlar bedelini ödedin diye bir karar için ödemeye devam etme zorunluluğu.


Küçük bir test önereyim. Buraya bugün, sıfırdan, şimdi bildiklerimle gelseydim bu hayatı seçer miydim? Dürüst cevap evetse, keyifle kal. Dürüst cevap "sadece bu kadar yatırım yaptığım için" ise, o sesi dinle.


Tuzak öbür yönde de çalışır. "Gitmek için o kadar şeyden vazgeçtim ki şimdi dönemem, başaramadım demek olur." Bu da batık maliyet, sadece daha gururlu bir kıyafet giymiş.


Ya hayatım boyunca yanlış seçimi yapmış olursam?


İşte sezgilerimize ters bir bulgu. 2002'de Daniel Gilbert ve Jane Ebert, Journal of Personality and Social Psychology dergisinde "Decisions and Revisions: The Affective Forecasting of Changeable Outcomes" makalesini yayımladı. İnsanlar seçeneklerini açık tutmayı tercih ediyordu. Oysa geri alınabilir bir seçim yapanlar, sonunda elde ettikleri şeyden, seçimi kesin olanlara göre daha az memnun kalıyordu.


Neden mi? Bir kapı kapandığında zihin, elindekiyle barışmak için sessiz işini yapar. Kapı aralık kaldığında ise o aralıktan bakmaya devam edersin.


Pek çok expat hep aralık duran bir kapıyla yaşıyor. Bir ayağı bir ülkede, öbürü diğerinde. Burada bir ev, İzmir'de annenlerin evinde hala açılmamış koliler. Bu özgürlük gibi gelir, ama çoğu zaman iki hayattan birden yavaş yavaş sızıp giden bir mutluluktur.


Sana köprüleri yak demiyorum. Köprüler güzeldir. Sadece köprünün üstünde yaşamayı bırakmanı öneriyorum.


Yazı tura atmak büyük kararlarda gerçekten işe yarar mı?


Bu konudaki en sevdiğim araştırma kulağa şaka gibi geliyor. Ekonomist Steven Levitt, büyük bir kararda takılıp kalmış insanları (işten ayrılmak, bir ilişkiyi bitirmek, taşınmak) kendi web sitesinde sanal bir yazı tura atmaya davet etti. Tura değişiklik yap, yazı kal demekti. Yaklaşık 20.000 kişi para attı. "Heads or Tails: The Impact of a Coin Toss on Major Life Decisions and Subsequent Happiness" başlıklı makale 2021'de Review of Economic Studies dergisinde yayımlandı.


Azımsanmayacak sayıda insan gerçekten paranın dediğini yaptı. Değişiklik yapması söylenenler, altı ay sonra ortalamada, kalması söylenenlerden daha mutluydu.


İki ders var ve ikincisi daha önemli.


Birincisi, büyük bir değişikliğin eşiğindeki insanlar ortalamada fazla temkinli görünüyor.


İkincisi, paranın asıl hediyesi çoğu zaman yere düştükten sonraki o yarım saniye. "Kal" dediğinde midende küçük bir düşüş hissediyorsan, hiçbir tablonun söyleyemeyeceği bir şey öğrenmişsin demektir.


"Makine cevap verir. İnsan soruyu seçer."

Bozuk para da bir makine sayılır. Onu kendini duymak için kullan, kendinin yerine koymak için değil.


Türkiye'ye dönersem kim olacağım?


Burası sofralarda pek konuşulmayan kısım. Yurtdışına taşınmak seni değiştirir. Dönen sen, giden sen değilsin. Döndüğün ev de sen yokken kendi yoluna devam etti.


Yani tereddüdün bir kısmı ülkeyle ilgili değil, kimlikle ilgili. Eski halime geri mi büzüleceğim? Ailem beni hala yirmi dört yaşında giden o kız gibi mi görecek?


Bunlar yersiz korkular değil ve expat kimliği ile tersine kültür şoku üzerine yazılarda onlara daha çok gireceğim. Şimdilik tek bir bakış açısı bırakayım. Sen geri gitmiyorsun. Hangisini seçersen seç, bir zamanlar tanıdığın bir yerle aynı adı taşıyan yeni bir yere, ileriye doğru gidiyorsun.


"You can't go home again." (Thomas Wolfe'un 1940'ta ölümünden sonra yayımlanan romanının adı, You Can't Go Home Again)

Bir daha eve dönemezsin.



Wolfe bir açıdan haklıydı, bir açıdan haksız. Eski eve dönemezsin. Ama eski bir yerde yeni bir ev kurabilirsin.


Türkiye'ye dönüp dönmemeye nasıl karar veririm?


Bu bir liste değil, birkaç küçük deney.


Nazikçe iki ölüm ilanı yaz. Dramatik olanlardan değil. Her biri tek paragraf. "Seksen yaşına kadar Amsterdam'da yaşadı ve..." ile "Kırk dört yaşında İzmir'e döndü ve...". Sesli oku. Hangisi göğsünü açıyor, hangisi sıkıştırıyor? Sıkışma da bir veridir.


Yeri mevsimden ayır. Ülkeden mi yoruldun, yoksa bu yıldan mı? Bir ayrılık, kötü bir yönetici, uzun bir kış. Kendine sor, yarın burada işim harika olsa, yine de gitmek ister miydim?


Gerçekte neyi özlediğini adlandır. Annen mi, deniz mi, esprilerin dili mi, açıklama yapmadan anlaşılmak mı? Bunların bazıları ancak Türkiye'de bulunur. Bazılarını bulunduğun yerde kurabilirsin. İki liste yap.


Geri alınabilirlik denetimi yap. Bu kararın hangi kısımları gerçekten geri alınamaz? Genellikle sandığından az. Kariyer, vize, çevre çoğu zaman yeniden kurulabilir. Yaşlanan bir ebeveynle geçen zaman kurulamaz. Ağırlığını geri alınamaz olanlara ver.


Sorunun kendisine bir son tarih koy. Benim İtirazsız Zihin dediğim şey, itiraz edecek kimsesi kalmamış parlak bir zihin. Yıllarca aynı soru etrafında tek başına dönen bir expat zihni bunun mükemmel bir örneği. Son tarihini dürüst bir kişiye söyle. Seninle tartışmasına izin ver.


Yazı tura at. Sonra yüzünü izle.


Dönmeyi tartan insanlarla seanslarımda aynı an tekrar tekrar geliyor. Özenle bir tablo hazırlamışlar, sonra ben gizlice hangi sütunun kazanmasını umduklarını soruyorum. Neredeyse herkes zaten biliyor. İş cevabı bulmak değil, ona güvenmeyi kabul etmek.


İki ülke arasında kalanlara son bir düşünce


İki ülke arasında kalmak bir kusur değil, iki yeri birden sevmiş olmanın bedeli. Hiç gitmemiş olan bunu hissetmez, gittiği yeri hiç sevememiş olan da.


Yani hissettiğin o çekim, hata yaptığının kanıtı değil. İki hayatın da gerçek olduğunun kanıtı.


Soru hangi ülkenin daha iyi olduğu değil. Soru, yaşlandığında dönüp baktığında hesabını vermek istediğin hayatın hangisi olduğu.


O yüzden seni şu soruyla bırakayım. Kimse sende hayal kırıklığına uğramayacak olsa, ne ailen, ne iş arkadaşların, ne de o ilk tek yön bileti alan genç halin, seneye hangi şehirde uyanırdın?


Sevgilerle,


Gizem


Bu yazı sana bir soru bıraktıysa, birlikte bakabiliriz. 30 dakikalık ücretsiz tanışma görüşmesi için buraya tıkla.

Bu yazı sizde bir soruyu harekete geçirdiyse, birlikte bakabiliriz: Bireysel Çalışmalar · Kurumsal Çalışmalar

bottom of page