Mülakatta Zayıf Yönünüz Nedir? Klişeleri Bırakın, Gerçekten İkna Eden Cevap

Karşında üç kişilik bir panel var, kahven soğumuş, ilk yirmi dakika fena geçmedi. Sonra ortadaki kişi gözlüğünü düzeltip o soruyu soruyor: "Peki, zayıf yönünüz nedir?"
Ve sen, bir gece önce aynada prova ettiğin cümleyi, hafif mahcup bir gülümsemeyle söylüyorsun: "Sanırım biraz mükemmeliyetçiyim."
Panelde kimse not almıyor. Çünkü bu cevabı o hafta muhtemelen yedinci kez duyuyorlar (maalesef).
Birlikte çalıştığım insanlardan sık duyduğum bir cümle var, "Bu soruya dürüst cevap verirsem elenirim, vermezsem de yalan söylemiş olurum." Bu yazı tam o sıkışmışlık hakkında. Çünkü bence bu soru bir tuzak değil, mülakat soruları arasında sana en çok alan açan sorulardan biri. Yeter ki neyi ölçtüğünü anla. Ted Lasso'nun dizideki meşhur dart sahnesinde dediği gibi, yargılayıcı değil meraklı ol.
Zayıf yönleriniz nelerdir sorusu neden soruluyor?
Görüşmeci senin kusur listeni merak etmiyor. Bir insanın kendine dışarıdan bakıp bakamadığını, gördüğü şeyle ne yaptığını anlamak istiyor.
Bu soru bir itiraf değil, bir öz farkındalık testi.
"Tell me to what you pay attention and I will tell you who you are." José Ortega y Gasset
Bana neye dikkat ettiğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.
Düşünsene, bir ekibe katılacaksın. Hata yapacaksın, geri bildirim alacaksın, bazen yanlış karar vereceksin. Yöneticinin bilmek istediği şey hiç hata yapmayacağın değil, hata yaptığında bunu fark edecek kadar net görebildiğin ve üzerine konuşulabilir biri olup olmadığın. "Mükemmeliyetçiyim" cevabı tam da bu yüzden işe yaramıyor. Bir zayıflığı övgüye çevirme çabası, karşı tarafa tek bir mesaj veriyor, bu kişi ya kendine dürüst bakmaktan kaçınıyor ya da kaçınmayı strateji sanıyor.
İkisi de bir yönetici için, açık konuşmak gerekirse, aynı derecede yorucu olabilir.
Öz farkındalık gerçekten bu kadar nadir mi?
Örgütsel psikolog Tasha Eurich ve ekibinin binlerce kişiyle yürüttüğü araştırma, 2018'de Harvard Business Review'da "What Self-Awareness Really Is (and How to Cultivate It)" başlığıyla yayımlandı. Bulgu oldukça çarpıcı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 95'i kendini öz farkındalığı yüksek biri olarak görüyor, oysa ekibin ölçütlerine göre gerçekten öyle olanlar yüzde 10 ile 15 arasında kalıyor.
Yani mülakat odasındaki herkes kendini tanıdığını düşünüyor. Fakat pek azı gerçekten tanıyor.
Eurich iki tür öz farkındalıktan söz ediyor. Biri içsel olan, yani kendi değerlerini, tepkilerini, tetiklerini görmek. Diğeri dışsal olan, yani başkalarının seni nasıl algıladığını bilmek. İkisi birbirinden bağımsız işleyebiliyor. Kendini çok iyi tanıdığını sanan ama ekibinin onu nasıl gördüğünden habersiz insanlar var, ve tersi de.
Araştırmanın en sevdiğim kısmı ise küçük bir kelime değişikliği. Eurich'in bulgularına göre gerçekten öz farkındalığı yüksek insanlar kendilerine "neden" diye çok daha az, "ne" diye çok daha sık soruyor. "Neden" soruları zihni savunmaya ve kendini suçlamaya çekerken, "ne" soruları dikkati değiştirilebilir olana, yani ileriye çeviriyor.
Bu bir mülakat taktiği değil ama mülakatta işine çok yarar. "Neden hep son dakikaya bırakıyorum?" diye sorduğunda zihnin bir savunma hikayesi yazar. "Son dakikaya bıraktığım işlerde ortak olan ne?" diye sorduğunda ise eline gerçek bir veri gelir. İkna eden cevaplar da o veriden doğar.
"Pay attention to what you pay attention to." Amy Krouse Rosenthal
Neye dikkat ettiğine dikkat et.
Mülakatta zayıf yön sorusuna nasıl cevap verilir?
İyi bir cevabın üç katmanı var ve hiçbiri ezber gerektirmiyor.
İlk katman gerçek bir zayıflık. İşi doğrudan baltalamayan ama gerçekten seni zorlayan bir şey. Örneğin bir yazılım ekibine başvuruyorsan "kod yazmayı sevmiyorum" değil, "Yeni bir konuyu tamamen çözmeden konuşmakta zorlanıyorum, bu yüzden toplantılarda fikrimi geç söylüyorum" gibi bir şey.
İkinci katman bunu nasıl fark ettiğin. Bir geri bildirim, kaçırılmış bir fırsat, birinin sana söylediği bir cümle. Bu kısım cevabın kalbi, çünkü öz farkındalığını kanıtlayan tam olarak burası.
Üçüncü katman ise bugün bununla ne yaptığın. Mucizevi bir iyileşme değil, süren bir düzenleme.
İkna eden cevap zayıflığı saklamaz, onunla nasıl çalıştığını gösterir. Üstelik bunu yaparken seni daha insan, daha tanıdık kılar.
Gel bir örnek kurgulayalım. "Toplantılarda fikrimi geç söyleme eğilimim var. Bunu bir önceki yöneticim bir proje değerlendirmesinde söyleyene kadar fark etmemiştim, ben sadece dikkatli olduğumu sanıyordum. Şimdi toplantıdan önce iki maddelik bir not hazırlıyorum ve ilk on dakika içinde en az bir şey söylemeyi kendime kural edindim. Hala doğal gelmiyor ama artık görünür oluyorum."
Fark ettiysen bu cevapta ne bir süsleme var ne de bir felaket. Sadece kendine dürüstçe bakabilen bir insan var.
Yetkinlik bazlı mülakat soruları ve STAR yöntemi
Zayıf yön sorusu, yetkinlik bazlı mülakat sorularının en bilinen akrabası. Bu soruların ortak mantığı basit. Geçmiş davranış, gelecekteki davranışın en iyi tahmincisi kabul ediliyor, bu yüzden "Ne yapardınız?" yerine "Ne yaptınız?" diye soruluyor.
Burada en çok kullanılan çerçeve STAR yöntemi. Durum (Situation), görev (Task), eylem (Action) ve sonuç (Result) adımlarının baş harflerinden oluşuyor. Önce bağlamı kısaca anlatıyorsun, sonra senden beklenen şeyi, ardından tam olarak senin ne yaptığını ve en sonda ne olduğunu.
İnsanların en çok takıldığı yer eylem kısmı. "Ekip olarak şunu yaptık" diye anlatmaya başlıyorlar ve görüşmeci senin payını bir türlü göremiyor. Biz demek tabii ki güzel, ama bu sahnede biraz da seni dinlemek istiyorlar.
İkinci tuzak ise sonucu atlamak. Sonuç her zaman başarı olmak zorunda değil. "Proje gecikti, ama bundan sonra risk listesini ilk haftada çıkarmaya başladım" demek, parlak ama boş bir başarı hikayesinden çok daha ikna edici.
"You go diving for pearls, but sometimes you end up with clams." Jerry Garcia
İnci için dalarsın ama bazen elinde midyelerle çıkarsın.
Sık sorulan mülakat soruları ve cevapları nelerdir?
"Bir hatanızı ve ondan ne öğrendiğinizi anlatır mısınız?" Bu soru zayıf yön sorusunun hikayeleşmiş hali. Küçük ve masum bir hata seçme. Gerçek bir bedeli olan, senin de payın olan bir hata seç ve sonrasında neyi farklı yaptığını somut anlat.
"Bir çatışmayı nasıl yönettiniz?" Burada aranan şey haklı çıkman değil, karşındakinin bakışını ne kadar ciddiye alabildiğin. Hikayenin ortasında "Onun açısından baktığımda şunu gördüm" diyebiliyorsan, cevap çoktan iyi gidiyor demektir.
"Belirsiz bir durumda nasıl karar verdiniz?" Bu soru aslında bir karar sorusu. Hangi bilgiye sahiptin, neyi bilmiyordun, neyi göze aldın ve neden? Mükemmel kararı değil, düşünme biçimini merak ediyorlar.
"Neden bu pozisyon?" Yetkinlik sorusu gibi durmuyor ama senin kendini ne kadar okuduğunu buradan da anlarlar. Şirketin web sitesini sana geri okumak yerine, kendi seçimini anlat.
Bu soruların hepsinde aynı şey ölçülüyor. Kendi deneyimine dışarıdan bakabiliyor musun?
Mülakattan önce deneyebileceğin küçük deneyler
1. Üç kişiye tek bir soru sor. Seninle çalışmış üç kişiye "Benimle çalışırken seni en çok ne zorladı?" diye sor. Cevapları savunmadan dinle, sadece not al ve sana bunu söyledikleri için teşekkür et. Dışsal öz farkındalık buradan başlar.
2. "Neden" yerine "ne" yaz. Son bir yılda seni rahatsız eden üç iş anını düşün. Her biri için "Bu anlarda ortak olan ne?" diye yaz. Ortaya çıkan örüntü, büyük ihtimalle gerçek zayıf yönün.
3. Bir STAR hikayesini 90 saniyeye sığdır. Telefonunla kendini kaydet. Eylem kısmı toplam sürenin yarısından azsa, hikayeyi baştan kur.
4. "Biz"leri say. Kaydı dinlerken kaç kez "biz" dediğini say. Her ikinci "biz"i "ben"e çevirip yeniden anlat ve farkı dinle.
5. Mükemmeliyetçiliği deşifre et. Eğer gerçekten mükemmeliyetçiysen, bunun sana neye mal olduğunu tek cümleyle yaz. Kaçırılan bir teslim tarihi mi, devredemediğin bir iş mi? İşte o zaman bu klişe, gerçek bir cevaba dönüşür.
6. Kendinle itiraz et. En iyi cevabını yazdıktan sonra karşına geç ve ona bir görüşmeci gibi itiraz et. Ben buna İtirazsız Zihin tuzağı diyorum, parlak bir zihnin artık kimsenin ona karşı çıkmadığı bir yerde yavaş yavaş körleşmesi. Mülakattan önce o itirazı sen yap.
Asıl soru
Bir mülakatın en dürüst anı, çoğu zaman en korkulan anıdır. Zayıf yön sorusu da öyle. Bu soru sana bir şey kaybettirmek için değil, nasıl düşündüğünü göstermen için orada.
Kendini net görebilen insan, hata yaptığında da güvenilir kalabiliyor.
Belki de bu yüzden en ikna edici cevap, en kusursuz olanı değil. Kendini gerçekten tanımaya çalışan birinin sesi, odadaki herkesin fark ettiği tek şey.
Ve o ses, bence prova edilmiş her cümleden daha güçlü duyulur.
Sevgilerle,
Gizem



