Zeki Olmak Bir Lanet Mi?
- Gizem Şahan
- 30 Eyl 2016
- 4 dakikada okunur
İtiraf ediyorum, aslında bugün oldukça eğlenceli içerikli karikatürlerden oluşan bir yazı yazacaktım, Cuma gününe uygun.
Fakat dün görüştüğüm ve çok zeki olduğunu bildiğim bir danışanımla yaptığım görüşme gündemimi değiştirdi. Oldukça uzun zamandır gözümün önünde olan ve konuştuğum, hatta yaşadığım bir konunun açığa çıkması gerektiğini hissettim.
O yüzden sizlerle bugün zeka, özgüven, başarı kavramlarını konuşmak istiyorum izninizle.
Tanıdığım en zeki insanlar en kırılgan, duygusal, farklı ve acımasızca kendini suçlama eğiliminde. Hayata karşı oldukça fazla sorumluluk hissediyorlar; başkaları gibi "aman canım boşver"ci değiller. "Ben daha fazla ne yapabilirdim, bütün bunların anlamı ne, daha fazla ne yapabilirim" diye hayatı anlamaya çalışıyorlar.
İnsanlar beni neden anlayamıyor diye üzülüyorlar. Haklılar.
Misfit denilen, uyum sağla(ya)mayan kişiler çoğu; ama öğreniyorlar kendi zihin kanatlarını saklayarak diğer insanlar gibi görünmeyi. Mecbur bırakılıyorlar.
Ama bazen çok zor oluyor bu. Çünkü herkesten önce tehlikeyi sezebilen, olayları kavrayan ve hataları gören bir kapasiteleri var. Ama odadaki 10 kişiden bir tek siz gelen dumanı fark ediyorsanız ve diğerleri hiçbir şey yapmıyorsa, onlara uyum sağlamayı öğreniyorsunuz.
Daha doğrusu öğretiyorlar.
Zeka hem en güzel hediye, hem de en büyük lanet olabiliyor bazılarımız için.
İki ay önce internette bir makaleye rastladım ve beni oldukça etkiledi. Şimdi sizlerle paylaşmak istiyorum. Makale şöyle:
Thomas, oldukça ünlü ve rekabetçi bir okulda okuyan bir beşinci sınıf öğrencisi. Okuldan tanıdığı beş arkadaşıyla takılıyor. Hepsi "zeki çocuklar". Thomas da onlardan biri ve bir gruba ait olmayı seviyor.
Thomas'a yürümeyi öğrendiğinden beri sürekli çok zeki olduğu söylendi. Üstelik sadece anne babası tarafından değil, bu "büyümüş de küçülmüş" çocukla ilişki kuran herkes tarafından. Anaokuluna başvurduğunda zekası istatistiksel olarak da onaylandı:
başvurduğu okul tüm başvuranlar arasında yüzde bire girenler için rezerve edilmişti ve Thomas sadece yüzde bire değil, yüzde birin de yüzde birine girdi.
Ancak Thomas okulda sınıf atladıkça, zeki olduğuna dair bu farkındalık, ödevlerini yaparken korkusuz bir özgüvene dönüşmedi. Babası tam tersini fark etti: "Thomas başarılı olmayacağı şeyleri denemek istemedi. Bazı şeyler çok basit geliyordu ona. Ama basit gelmediğinde neredeyse anında yapmaktan vazgeçti. 'Ben bu konuda iyi değilim' diye kestirip atıyordu."
Kaşla göz arasında Thomas dünyayı ikiye ayırıyordu: doğuştan iyi olduğu şeyler ve iyi olmadığı şeyler. Heceleme konusunda pek iyi değildi, bu yüzden sesli hecelemeyi reddediyordu. Kesirlerden, sonra el yazısından kaçtı; haftalarca yazmayı denemedi bile. Sonunda babası onunla konuştu: "Dinle, zeki olman, çaba göstermek zorunda değilsin demek değildir."
Peki neden bu çocuk ölçülebilir şekilde listenin en tepelerinde olmasına rağmen, rutin okul zorluklarıyla baş etme konusunda kendine güven eksikliği yaşıyor?
Thomas yalnız değil. Uzun yıllardır, üstün zekalı öğrencilerin büyük bir yüzdesinin kendi yeteneklerini ciddi biçimde küçümsediği kaydediliyor. Başarı için daha düşük standartları benimsiyor, çabanın önemini küçümsüyorlar. Anne babalar ise çocuklarının zekasını övdüklerinde bu probleme çözüm getirdiklerini düşünüyor.
Ama kayda değer sayıda araştırma tam tersini öne sürüyor: çocuklara "zeki" etiketini yapıştırmak, kapasitelerinin altında performans göstermelerini engellemez; aksine buna sebep oluyor olabilir.
Geçtiğimiz 10 yılda psikolog Carol Dweck ve ekibi, New York'taki okullarda övgünün etkisini araştırdı. 400 tane 5. sınıf öğrencisiyle yapılan çalışmanın sonuçları resmi net ortaya koyuyor.
Çocuklar kolayca yapabilecekleri bir IQ testini bitirince, her birine sonucu söylenip tek cümlelik bir övgüde bulunuldu. Bir gruba "Bu konuda çok zeki olmalısın" dendi. Diğer gruba "Gerçekten çok çalışmış olmalısın" dendi.
İkinci turda çocuklara seçenek sunuldu: biri daha zor, biri ilki gibi basit bir test. Çabaları için övgü alanların %90'ı daha zor testi seçti. Zekasına övgü alan çocukların çoğu ise basit testi seçti.
Çocukları zekaları için övdüğümüzde, onlara oyunun adının şu olduğunu söyleriz: "Zeki görün, hata yaparak riske girme." 5. sınıf öğrencileri de bunu yaptı; zeki görünmeyi seçip mahcup olma riskini önlediler.
Bir sonraki, herkesin başarısız olduğu zor turdan sonra: çabaları için övgü alanlar "bu teste yeterince odaklanamadım" diye düşündü, çözmek için her yolu denemeye istekliydi. Zekası için övgü alanlar ise başarısızlığı, yeterince zeki olmamalarının kanıtı saydı; gerginlik, ter, perişanlık.
Son, ilk tur kadar basit testte: çabaları için övgü alanlar %30 daha iyi; zekası için övgü alanlar ilk hallerinden %20 daha kötü sonuç aldı.
Dweck açıklıyor: "Çabaya vurgu yapmak, çocuğa kontrol edebileceği bir değişken sunuyor. Kendi başarılarının kontrolünün kendi ellerinde olduğunu düşünüyorlar. Oysa doğal zekaya vurgu yapmak kontrolü çocuğun elinden alıyor ve başarısızlığa tepki vermek için iyi bir yol sunmuyor." "Ben zekiyim" diyen çocukların mantığı şöyle işliyordu: "Çaba göstermeme gerek yok."
(Kaynak: Eğitimpedia)
Tanıdık geldi mi?
Bana soğuk bir duş etkisi yaptı bu makale. Kendi çocukluğumu hatırladım: bütün o sınavları, anadolu lisesi, fen lisesi, kendimi yarış atı gibi hissedişimi, ilişkilerimdeki hatalarımı, hata yapmaktan ve başarısız olmaktan duyduğum o gizli korkuyu, onay ve takdir bekleyişimi.
Çünkü büyüyünce de bu başarısızlık korkusu çalıştığımız kurumlara ve işlerimize yansıyor. Anne babalarımızın yerini yöneticilerimiz, direktörlerimiz, iş arkadaşlarımız alıyor. Bu yüzden geri bildirimler o kadar önem kazanıyor ki, hata yapmamak için iş yapmayan, fikir üretmeyen insanlar haline dönüşüyoruz.
5 yaşındaki çocukluk travmalarımız 30'lu yaşlardaki kişiliğimize yön veriyor. Ve en acısı, biz bunun farkında bile değiliz.
Yalnız hissediyoruz çoğu zaman; sosyalleşmekten kaçınıyoruz "nasılsa bizi anlamayacaklar" diye; saklıyoruz kendimizi, başarısızlıklarımızı, kırılganlıklarımızı, bizi insan yapan çoğu şeyi.
"Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; ama kötü insanlar yüzünden değil, bununla ilgili hiçbir şey yapmayan insanlar yüzünden.", A. Einstein
Geri bildirim vermeyi bilmeyen, öğrenmeyi reddeden insanlardan geri bildirim aldıkça özgüvenimiz düşüyor, kendimizi değersiz ve yetersiz hissediyoruz. "İnsan odaklısın, çok duygusalsın, içe kapanıksın, hiç profesyonel değilsin, biraz politik olmalısın" diyorlar çünkü.
Desinler. Bu dış sesleri kendi iç sesin yapmamak önemli olan.
İşte bu yüzden insanların yeteneklerini tekrar hatırlamaları, keşfetmeleri oldukça önemli. Bu yüzden çalışıyorum. Pes etmesinler diye. Pes etmeyelim diye. Çünkü zeka kavramı hala araştırılan ve yenilenen bir kavram. Sizin de farklı tür bir zekanız olabilir; bunu keşfetmek oldukça önemli.
Lütfen birkaç dakika durun ve düşünün.
Sizlere Aaron Swartz ile veda etmek istiyorum; benim bu hayatta en hayran olduğum dehalardan biri. Bilginin paylaşılmasını savunuyordu. Böyle insanlara ihtiyacımız var: onları küstürmeden, depresyona sokmadan, kendi yeteneklerini dünyanın iyiliği için kullanmak isteyen insanlara destek olmaya ihtiyacımız var.
Ve onun sorduğu şu soruyu ben de sana sormak istiyorum:
"Şu an üzerinde çalışabileceğin, dünyanın en önemli şeyi nedir? Ve eğer onun üzerinde çalışmıyorsan, neden çalışmıyorsun?", Aaron Swartz
Sevgilerimle,
Gizem Şahan



Yorumlar