SEZGISEL LIDERLIK VE DUYGUSAL DAYANIKLILIK NEDIR? (INTIUTIVE LEADERSHIP & EMOTIONAL RESILIENCE)
- Gizem Şahan
- 6 days ago
- 5 min read

Benim için bu yazı, “daha iyi lider nasıl olunur?” yazısı değil. Bu yazı, neden bazı insanlar yıllarca güçlü görünürken içeriden tükenir sorusunun yazısı.
Bunu yazmaya “nedir” diye başlamak bile biraz tuhaf geliyor. Çünkü sezgisel liderlik, tanımı yapıldıkça daralan bir şey. Duygusal dayanıklılık da öyle. İkisi de birer beceri gibi anlatılıyor ama aslında daha çok birer hal. İçeride olup bitenle, dışarıda olan arasında kurulan sessiz bir ilişki.
“We are not thinking machines that feel; we are feeling machines that think.”— Antonio Damasio
Sezgisel liderlik, her şeyi bilmekle ilgili değil. Hatta çoğu zaman, bilmediğini kabul edebilmekle ilgili. Odanın havasını okumak. Konuşulmayanı fark etmek. Bir kararın kağıt üzerinde doğru olduğunu bilirken, içeride bir şeylerin geri çekildiğini hissetmek. Sezgi burada mucizevi bir pusula değil. Bir huzursuzluk sinyali. “Burada bir şey tam oturmuyor” diyen iç ses.
Bu sesi duymak kolay değil. Çünkü zeka, sessizliği sevmez. Boşlukları doldurur. Gerekçeler üretir. Mantık, liderliği güvende tutar. Ama sezgi, güvenli değildir. Risklidir. Çünkü seni konforlu hikayenden çıkarmaya çalışır. Ve bu yüzden, çoğu lider sezgisini “zamansız” bulur. Sonra susar.
Duygusal dayanıklılık genelde güçlü kalmak sanılır. Ağırlık taşımak. Dağılmamak. Her koşulda ayakta durmak. Oysa bu, dayanıklılığın en sert ve en yorgun halidir. Gerçek dayanıklılık, hissetmeye devam edebilme kapasitesidir. Kaçmadan. Bastırmadan. Kendini optimize etmeye çalışmadan.
Bu iki hal bir araya geldiğinde, liderlik başka bir şeye dönüşür. Kontrol etmeye değil, temas etmeye başlar. Cevap vermekten çok, durabilmeye. Hızdan çok, ayıklamaya. Sezgisel liderlik burada “ne yapmalıyım?” sorusunu değil, “neye fazla tutunuyorum?” sorusunu getirir.
Bu metni yazarken romantik bir yerden başlamak istemiyorum hala bilimsel bir yerden durmaya çalışıyorum. Çünkü yüksek tempoda liderlik, çoğu zaman “ilham” değil sinir sistemi kapasitesi meselesidir.
Netlik Sandığımız Şey Gerçekten Netlik mi?

Nörobilim burada romantizme yer bırakmıyor. Yüksek stres altında beynin prefrontal korteksi (planlama, değerlendirme, etik muhakeme, çoklu perspektif) işlevsel kapasitesini kaybeder.
Bu durumda karar alma süreci, daha ilkel bir merkez olan amigdala tarafından domine edilir. Bu bir kişisel zayıflık değil; biyolojik bir tasarruf mekanizmasıdır.
Joseph LeDoux’nun duygusal beyin üzerine çalışmaları, tehdit algısı yükseldiğinde beynin “hızlı ama dar” karar moduna geçtiğini gösterir. Bu modda kararlar hızlıdır, evet ama aynı zamanda savunmacıdır.
Joseph LeDoux’nun çalışmalarında gösterdiği gibi, tehdit algısı yükseldiğinde beyin “hızlı yolu" seçer. Yani daha az veri, daha az seçenek, daha az gri alan...
Bu yüzden birçok liderin “netim” dediği yerde aslında şunu görürüz: Sabırsızlık, keskinlik, alternatiflere kapalı olma hali... Bu netlik, stratejik değildir. Savunmacıdır.
Ve çoğu zaman bu savunma, dışarıdan fark edilmez. Çünkü sonuç üretir. En azından kısa vadede. Birçok liderin “netlik” diye tanımladığı şey, aslında bu daralmış modun ürünüdür. Yani mesele hızlı düşünmek değil, daralmadan düşünebilmektir.
Sezgisel Liderlik: Mistik Değil, Regüle Edilmiş Bir Zihin Hali
“The greatest enemy of knowledge is not ignorance, it is the illusion of knowledge.”— Stephen Hawking
Sezgi kelimesi hala birçok ortamda rahatsızlık yaratıyor. Sanki sezgisel olmak, analitik olmamakmış gibi. Spiritüellikmiş gibi sanıyor herkes. Oysa nörobilim tam tersini söylüyor.
Sezgi, sanıldığı gibi rasyonel düşüncenin alternatifi ya da zıttı değildir. Tam tersine, iyi regüle edilmiş bir sinir sisteminin yan ürünüdür.
Antonio Damasio’nun somatic marker hypothesis çalışmaları şunu gösterir: "İnsan karar alırken yalnızca verileri değil, bedensel hafızayı ve sinyalleri de kullanır. Beden, geçmiş deneyimlerin duygusal izlerini taşır ve bu izler bilinçli düşünceden çok daha hızlı çalışır."
Ama kritik bir şart vardır: Bu sistem ancak sinir sistemi regüleyse erişilebilir olur.
Bu ne demek Gizem dediğinizi duyar gibiyim. Bu şu demek: Bu sinyalleri okuyabilmek için, sinir sisteminin aşırı uyarılmış olmaması gerekir.
Bu yüzden sezgisel liderlik, “iç sesini dinlemek” değil; iç sesi bastırmayacak kadar sakin kalabilmektir. Yani sezgi, panik halinde değil; denge halinde çalışır.
Duygusal Dayanıklılık = Duygusuzluk Demek Değildir
Burada özellikle durmak istiyorum. Çünkü bu kavram, en çok zarar gören ve içi boşaltılan kavramlardan biri. Liderlik bağlamında duygusal dayanıklılık çoğu zaman yanlış tanımlanır.
Dayanıklılık (Resilience), daha az hissetmek değildir. Tam tersine, daha çok hissedip dağılmamayı öğrenmektir. Araştırmalar bunun “etkilenmemek” değil, hızlı toparlanabilmek olduğunu söylüyor.
Bruce McEwen’in allostatic load kavramı bize şunu anlatır: Kronik stres, bedende birikir. Ve bu birikim, bir noktadan sonra karar kalitesini, empatiyi ve bilişsel esnekliği sessizce aşındırır.
Dayanıklı liderler, daha az hissedenler, daha az stres yaşayanlar ya da daha az sorumluluk alanlar değil; stresi daha hızlı regüle edebilenlerdir. Bu fark, dışarıdan neredeyse görünmez. Ama içeride belirleyicidir.
Bu regülasyon gerçekleşmediğinde:
Bilişsel esneklik azalır
Perspektif daralır
Kararlar kısa vadeli rahatlama odaklı olur
Polyvagal Teori ve Liderlik
Stephen Porges’un Polyvagal Teorisi, liderlikte güven, bağlanma ve netlik arasındaki ilişkiyi biyolojik düzeyde açıklar. Der ki: Güvenli sinir sistemi durumunda (Ventral vagal sistem aktif olduğunda), birey: "Daha geniş perspektiften düşünebilir, sosyal sinyalleri daha doğru okuyabilir, çatışmayı varoluşsal tehdit olarak algılamaz."
Bu nedenle ekiplerin “güvende hissettiği” liderler, daha vizyoner ve tutarlı kararlar alır. Bu bir karakter ya da karizma meselesi değil, fizyolojik bir durumdur.
Hepimiz tanık olmuşuzdur bazı liderlerin yanında ekipler rahatlar. Bu, bedensel güven halidir.
Ve evet, bu hal bulaşıcıdır.
“Leadership is not about being in charge. It is about taking care of those in your charge.”— Simon Sinek
Yüksek Tempoda Duygusal Dayanıklılık (Emotional Resilience) Nasıl Oluşur?
Burada hayal satmayacağım. Araştırmalar çok net ve bize şunu söylüyor:
Duygusal dayanıklılık: Daha fazla çalışmak değil. Daha çok kontrol etmek değil. Daha sert olmak hiç değil!
Aksine, kontrol ihtiyacı arttıkça regülasyon düşer. Asıl fark yaratan şey, belirsizlik anında sinir sistemini stabilize edebilme kapasitesidir. İç dayanıklılık, motivasyondan değil kendilik regülasyonundan beslenir.
Dayanıklılığı artıran şey:
Belirsizlikle kalabilme kapasitesi
Hemen kapatma refleksini fark edebilme
Bedensel sinyalleri bastırmadan okuyabilme
Yani liderlik, bir noktadan sonra bilişsel bir beceri olmaktan çıkar, sinir sistemi becerisine dönüşür.
Bu kapasite geliştiğinde sezgi güçlenir, netlik artar, kararlar daha az pişmanlık üretir.
Burada kendime de dönüyorum...
Bu yazıyı bir uzman mesafesiyle bitirmek istemiyorum. Çünkü bu anlattıklarımın çoğunu ben de içeriden biliyorum. Aynı döngülerden geçtim. Hatta bazılarını uzun süre “olgunluk” sandım.
Netlik aradığım anların bazılarında, aslında sadece içimdeki gerginliği susturmak istediğimi fark ettim. Mantıklı olduğunu düşündüğüm kararlar aldım. Her şey yerli yerindeydi ama bedenimde bir ağırlık kaldı. Taşıdım. Normal sandım.
Uzun zamandır sırtımda duran “yüksek potansiyelli, çok yönlü, her şeyi birleştiren” kimlik ilk kez yorucu hissettirmeye başladı. Yapabilmekle istemek arasındaki fark, gecikmeli de olsa önüme çıktı. Özellikle zihinsel uyum ve derinlik aradığım ilişkilerde, aynı yerlerde takılı kaldığımı daha net görmeye başladım.
Benim en tehlikeli alışkanlığım, kendimi hep bir sonraki versiyona taşımak zorunda hissetmemdi. Oraya varınca rahatlayacağımı sanmak. Halbuki o yer hiç gelmedi.

Bilim burada sert ama dürüst: Zihin, bedenle temasını kaybettiğinde çözüm üretmez.
Sadece idare eder. Strateji sandığımız şeyler, çoğu zaman hayatta kalma refleksine dönüşür.
Belki de bugünün liderliği daha çok bilmek, daha hızlı karar vermek, daha güçlü görünmek değildir. Belki mesele şudur: Yüksek tempoda bile kendinle temasını koparmadan kalabilmek.
Gerisi zaten bir şekilde oluyor. Ama temas kaybolduğunda, olan hiçbir şey yetmiyor.
Dilerim bu yazı, kendi ritmininiz yeniden duymanız için küçük bir durak olur.
Sevgilerimle,
Gizem

Comments