• Gizem Sahan

İlişkiler, Resilience (Dayanıklılık) ve Çoklu Zeka Üzerine



Kar tanesini düşünün. ne kadar kırılgan ama bir o kadar da güçlü bir yapı. Her ne kadar bize Fight Club'da eşsiz bir kar tanesi olmadığımız söylendiyse de cevaplar doğada gizli. Hayvanları, bitkileri ve doğal yaşamı incelediğimizde hassas ama güçlü yapılar karşımıza çıkmıyor mu? Kovalent bağlar, kararlı atomlar, fractallar, altın oranlar...


Fakat biz nedense kendi sorularımızın cevabını, o sorunları yaratan kendimizde arıyoruz. İnsanın en büyük ikilemi de bu. Kendi psikolojisini ve beyninin gizemlerini çözmeye çalışması, bir anlam araması, içgüdü değil de daha ulu bir amacın peşinden gitmek istemesi. Daha tutkulu, daha canlı, daha kararlı ve daha anlamlı.


Zaten bizim başımıza genelde bela olan şey bilmediklerimiz değil, bildiğimizi sandığımız yanlış bilgiler. Özellikle de kendimizle ilgili.


İşte sevgililer günü yaklaşıyor...Her yer hediye ve sevgili sözcüklerinin bilinçdışımıza subliminal olarak tabir-i caizse bombalanmasını yaşıyoruz. Bilincimiz her ne kadar da bunlar kapitalist dünyanın işleri dese de bilinç dışımız: 'Neden benim sevgilim yok? Neden ben hediye alınmayacak kadar değersiz miyim? Neden yalnızım?' sorularıyla kendimizi daha da değersizleştiriyor mu yoksa?


İnsan bu özel günlerde hakikatten de hediye bekliyormuş ne yalan söyleyeyim:)


Ama ben en çok kendime hediye almayı seviyorum karşımdakinden beklemeden, ama hem almak, hem de vermek çok güzel. Eğer yalnızsanız bir bitki alın kendinize bol yeşil yapraklı ve ona bakım vermeye başlayın. Doğadan kopmayın, doğaya çıkamıyorsanız doğayı çalışma ve yaşam alanınıza çağırın.


Ve her ne kadar özel hayatımı çok paylaşmayı sevmesem de itiraf ediyorum 37 senelik hayatımda herhalde ilk defa 14 şubatta yalnız olmayacağım. Hiç denk getirememiştim daha önce belki bilerek sabote ettiğim çok oldu duygusal ilişkilerimi. Ama artık bazı şeyler değişiyor kendimde farkediyorum. Ötekileştirmeden bu Gizem'i de seviyorum. Zeki olan Gizem iyi de, diğer hassas Gizemler kötü diye kodlanmıştı zamanında, şimdi içimdeki diğer benlerin ihtiyaçlarını da dinlemeyi öğrendim. Öğreniyorum:) Ve hepsinin sesini orkestra yönetir gibi yönetmeye çalışıyorum. Çünkü hayatı dolu dolu ve özsevgiyle, özşevkatle yaşamak buymuş. Ama geç değil. Hiç geç değil!


Tipim ve mizacım hiç öyle olmamasına rağmen ilişkilerdeki maskülen taraf hep ben oldum. Karşımdakine güçsüz görünmemek için hep zırhlar giyindim, yaralarımı saklamaya çok uğraştım. 'Ismarlatma, ısmarla! Asla kendini kullandırtma!' diyen bir babam olduğu için ve çocuklukta kendisini rol modelim olarak almış olduğumdan dolayı (ki kendisine minnettarım, dede olduktan sonra babamın evrimini izlemek gerçekten de büyüleyici ve çok öğreticiydi benim için, ki hala öyle), büyürken anneme değil de babama çevrilmiş hep o küçük Gizem'in gözleri. Masa altında para sayarak tüm masanın hesabını ödeyen babamı örnek almışım. Oysa ki bunu normal karşılayan annemi dikkate almamışım. Şimdi her ne kadar zor olsa da bunu öğreniyorum. Karşımdaki kişilerin de ısmarlayarak ya da hediye alarak beni mutlu etme çabalarını değersizleştirmiyorum. Sakince kabullenmeye çalışıyorum. Arıza çıkarmıyorum eskisi gibi:)


Danışanlarımda da bu durumla karşılaştığım çok oluyor özellikle de iş hayatındaki güçlü kadınlarda. Onlara istemenin, talep etmenin gayet doğal olduğunu anlatıyorum. Bize erkek gibi davranmanın bir güç gösterisi olduğu öğretildiği için, şu an çiftlere bakarsanız bu dengenin kadın tarafına kaydığını görebilirsiniz. Bir tarafta 'redpill'ciler, MGOTW (man goes on their way) diyen bekar hayatı yücelten erkek grupları da çoğaldı. Bir tarafta 'new age mom' yeni nesil anneler çocuklarıyla kendilerini tanımlar hale geldi, bir tarafta da 30 yaş bekarlık vergisi diyenler oldu...


Hepimizin aradığı şey stabilite, güven, sevilmek ve ilgi görmek değil mi nihayetinde? Güç tanımı artık paradan daha farklı şeylere dönüşüyor. Tabii ki para her zaman masada, onun etkisi kaçınılmaz güvence ihtiyacımızdan ve gelecek kaygımızdan ötürü ama sanki ilişkilerde de bir şeyler değişiyor. Ve itiraf edeyim bu değişimin ana devrimcisi kadınlar. Artık bize öğretilenleri sorguladığımız, kendimizi farkettiğimiz zamanlardayız. Düzenlediğim eğitim ve seminerlerin %80 katılımcısı kadınlar. Erkek okuyuculardan özür diliyorum ama gerçek böyle, neden şirket zorlamadıkça eğitimlere gitmiyorsunuz cidden merak ediyorum.


Evet efendim, neyse nerede kalmıştık. Cevap doğada demiştim ya mesela evinize bitki alıyorsunuz...Az su verdiğinizde bitki kuruyor ve ölüyor değil mi? Sonra kendinize kızıyorsunuz belki de 'neden bakamadım, bir bitkiye bile bakamıyorum, sorumsuz biriyim!' diyorsunuz..'Ben daha bir bitkiye bile bakamıyorum evcil hayvana, ve hatta belki çocuğa nasıl bakarım?!' diyorsunuz...Tamam sizi duyuyorum.


Peki o bitkiye fazla su verdiğinizde ne oluyor? 'Bu sefer öldürmeyeceğim, kurutmayacağım fazla fazla su vereceğim' dediğinizde ne oluyor? Kendinizi rahatlatıyorsunuz, bakım verdiğiniz için mutlu oluyorsunuz ama...bitki yine ölüyor. Çünkü bu kez de çürüyor...


Yani ne az ne fazla kararında bakım vermek gerek aslında. Onun doğasını anlayabilmek, benim isteklerimden çok onun neye ihtiyaç duyduğunu görebilmek, anlayabilmek...


Ama sevgili dostlar, hayat her zaman bir kullanım kılavuzuyla birlikte getirmiyor bize insanları ve koşulları. Zaten bu yüzden burçlar, enneagram, karakter analizleri, envai çeşit testler var. Karşımızdakinin kullanım kılavuzunu anlayabilmek istiyoruz, gerçek doğasını.


Ama bizi hayvanlardan da, bitkilerden de, robotlardan da farklı kılan şey şu: Durumsallık.



Biz durumsalız ve sürekli değişiyoruz. Bu durumsallıklara karşı esnek olup strese girmeden hareketlerimizi çevikleştirmek ise en önemli yeteneklerden birisi olacak gelecekte. ve buna resilience (duygusal ve psikolojik dayanıklılık) diyoruz. Hatta geçmişte de öyleydi ama biz bilmediğimiz için bu yeteneğe sahip olanlar şu an geyet iyi durumdalar.


Önceden sır olan şeyler, belki sadece kitaplarda ya da gizli kütüphanelerde bulabileceğimiz şeyler, şimdi internet sayesinde her yerdeler. Önceleri kadim olan bilgi sadece onları duymaya hazır olan kulaklara söylenirken, şimdi seçim olmaksızın herkesin ulaşımında. Paylaşmak artık moda. İnsanlar tecrübelerini, öğrendiklerini, ipuçlarını ve iyi gelecek şeyleri kendilerine saklamıyorlar artık..Bilgi artık saklanmıyor çünkü kimse googledan daha iyi bilmediğini kabul ediyor yavaş yavaş.


Bilgi değil artık önemli olan, bilgi her yerde..Artık önemli olan bu bilgiyi doğru, etkili ve pratik bir şekilde aktarabilmek. Ve bu bilgiden hem kendimiz, hem de başkaları adına fayda sağlayacak çözümler üretmekten geçiyor. Yaratıcı bir şekilde... Yaratıcılık çok hor görüldü sanayi devrimiyle birlikte. Yaratıcılık çocuksu bir hevesle gerçeklerden kaçmak ve oyalanmak olarak görüldü. Ama şu an bu yaratıcılığa hiç olmadığımız kadar ihtiyacımız var!


Son günlerde izlediğim en etkileyici konuşmalardan birini de Oscar töreninde Joaquin Phoenix yaptı. İzlemediyseniz hemen paylaşmak isterim.

Harika değil mi! Ne kadar içten, ne kadar naif ve aynı zamanda güçlü...


O yüzden ne kendinizi ne çocuklarınızı illa ki mühendis olmak için zorlamayın. Ben de mühendisim oradan biliyorum:) Analitik zeka illa ki bir mühendislik eğitimi sonunda kazanılmıyor. Hatta analitik zeka (IQ) belirli bir yaştan sonra gelişmiyor bile. 7-11 yaş arasında netleşiyor. Fakat Prof. Gardner'ın da tanımladığı gibi diğer zekalarımız gelişime açık. Gelecekte çoklu zekaya sahip olanlar öne çıkacak ve fark yaratacak. Çoklu zekanın önemini anlatmaya ne bu sayfa, ne de kelimelerim yeter, o derece önemli!


Nedir peki bu çoklu zekalar?


Sözel - Dilsel Zeka: Kişilerin kelime hazineleri oldukça geniştir, dilleri kolay öğrenirler, cümleler arasındaki kelimeler arasındaki benzerlikleri kolayca seçip ifade edebilirler.


Mantıksal - Matematiksel Zeka: Kişilerin analiz yeteneği oldukça yüksektir, somutu soyuta çevirmede yeteneklidir, analitik düşünme ve uygulama konusunda başarılıdırlar.


Görsel - Mekansal Zeka: Kişilerin 3 boyut kavramı algısı oldukça gelişmiştir. Renkleri ayırt etmede gayet iyidir.Çizmekten boyamaktan oluşturmaktan zevk alırlar.


Bedensel - Kinestetik Zeka: Kişilerin organizasyon yapma yeteneği odukça gelişmiştir. Nesnelere dokunarak bilgi edinirler.


Müziksel - Ritmik Zeka: Kişiler sese karşı duyarlıdırlar, ritim tutma konusunda başarılıdırlar.


Kişisel - İçsel Zeka: Kişiler bireysel çalışmaktan zevk alan özgüven sahibi insanlardır.


Kişilerarası - Sosyal Zeka: Kişilerin duyguları algılamakta, liderlik yapmak da yetenekleri vardır.


Doğa - Varoluşcu Zeka: Kişiler canlıları tanıma, araştırma ve canlıların yaratılışlarını sorgularlar.


Gizem ilişkilerden konuşuyorduk zekaya ne ara geçtin dediğinizi duyar gibi oluyorum:) Haklısınız ama bence zeka ve ilişkiler arasında bir korelasyon var. Henüz hipotezimi doğrulayamadığım için şimdilik bir şey söylemeyeyim ama fazla zekanın yalnızlık getirdiğini deneyimleyecek tecrübelere sahibim, ama bir yandan da ilişki yaşamak farklı bir zeka gerektiriyor. Hadi ateyistler bunu da cevaplasın diyerek burada bu konuya nokta koyuyorum çünkü haddimi de aşan şeyler söylemek istemem.


Bunların hepsi birer deney, bir deneyim. Ve bu deneyleri yaparken kendinizi de keşfetmiş oluyorsunuz. 'Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş.' diyen Niyazi Mısri gibi..


Ben eğitimlerimde özellikle tek bir zeka türüne değil, çoklu zekaya odaklanıp, onları geliştirecek şekilde tasarlamayı seviyorum. Çünkü daha etkili ve keyifli oluyor. Kendi sıkılacağım hiçbir şeyi anlatmıyorum. Ya da ilgi çekici ve kalıcı olması için daha farklı, yaratıcı ve inovatif öğelerle çalışmayı seviyorum. Çünkü kendim de içinde yaratıcılık, zeka ya da samimiyet bulunmayan şeylerden kolayca sıkılabiliyorum.


Bu sebeple 2020 Sertifika Programlarımı ve Eğitimlerimi kimsenin sıkılmayacağı, pratik olarak hemen uygulayabilecekleri, generalist (yani disiplinlerarası yetkinliklere sahip) olacağı şekilde tasarladım. Aşağıda konu başlıklarını görebilirsiniz.



Yıl oldu 2020 hala öğrendiğimi öğrenemedim mi diyorsanız çağın gerisinde kalmaya adaysınız. İnsana atfedilen yetkinlikler yapay zekadan ayrıştığı ölçüde ve onunla kendini harmanlayan hybrid insan olmaktan geçecek.


Ben her hafta yeni öğrenme hedefleri koyuyorum kendime. Ve disiplinler arası bir çok konuyu sentezleyerek işime yansıtıyorum. Daha etkili ve hızlı karar almak, problemleri daha kolay çözebilmek için. Bütün bunları yaparken de daha da güçlenerek, tüm o kaslarımı güçlendirerek yaratıcı bir şekilde anlamlı yaşamak istiyorum bu hayatı çünkü.


Ne dersiniz? Bu yolculukta bana eşlik etmek ister misiniz? Gelecek daha da güzel gelsin diye, kaygıdan, stresten, korkulardan uzak değil tam da onlara rağmen yaşayarak. Olumsuz tüm duyguları göğüsleyip bunlardan daha anlamlı bir hayat yaratarak!


Eminim bu yazıyı okuyan ve kendinden şüphe eden, bir yerlerde tıkandığını ve takılı kaldığını hisseden, potansiyelini gerçekleştiremediği için göğsü sıkışan birileri var. Hadi o sıkışıklığı birlikte hafifletelim. Hiç bir koşulda esir değilsiniz, ve koşulları değiştirebilirsiniz. Ben buna inanıyorum, ben size inanıyorum!


Lütfen pes etmeyin olur mu?

Ne zaman isterseniz bana gizemsahan@gizemsahan.com mail adresimden ya da sosyal medya hesaplarımdan ulaşabilirsiniz. Yalnız değilsiniz. Unutmayın..


Hadi o zaman hepimize çok güzel bir gün dilerim, gelebilenleri bu akşam seminere beklerim:)


Sevgilerimle,


Gizem






365 görüntüleme

Kültür Mahallesi No:18, Etiler - İSTANBUL

05447613082

gizemsahan@gizemsahan.com

 

this web site (www.gizemsahan.com)  is proudly designed by ©gizem şahan 2014 - 2020 all rights reserved