Parlak Nesne Sendromu: Neden Başladığımız İşler Yarım Kalır ve Odaklanamayız?
- Gizem Şahan
- 27 Tem 2020
- 4 dakikada okunur
Hiç "Parlak Nesne Sendromu"nu duymuş muydunuz? Bu, birçok akıllı ve yetenekli girişimcinin muzdarip olduğu bir sendrom.
Görmezden gelemeyeceğiniz sayısız yaratıcı fikir ve heyecan verici fırsatla dolu bir alternatif dünyaya kapılıp gittiğiniz, odağınızın kaydığı ve dikkatinizin dağıldığı zamanlar olarak da düşünebilirsiniz.
Bilmem tanıdık geldi mi? Odaklanamama, günümüz insanının yaşadığı en güncel sorunlardan biri. Tam bir şeylere odaklanmışken, birden zihnimizi dağıtan bir şeyler parlayarak karşımıza çıkıyor ve kendimizi birtakım araştırmaların içinde buluyoruz.
Bu parlaklık pozitif olduğu kadar negatif olgular için de geçerli. FOMO (fear of missing out), yani hep bir şeyleri kaçırıyor gibi hissetmemek için günde kaç kere sosyal medyamızı ya da maillerimizi kontrol ediyoruz? Uzmanlar, 10 saniye bile sosyal medyaya kaymış ilgiyi toparlayabilmek için 15-20 dakika çaba harcamamız gerektiğini söylerken hem de.
Şunlar size tanıdık geliyor mu?
Bir iş fikirleri listeniz var, ancak nedense hiçbiri bitmiyor. Sürekli hevesle yeni hedeflere başlıyor ama yarım bırakıyorsunuz. Her kursa ilgiyle başlayıp 1-2 dersten sonra bırakıyorsunuz. Yaptığınız işin angaryalarını erteleyip elinizde bir sürü basit ama sıkıcı task biriktiriyorsunuz.
İlginizi çeken yazıları hemen kaydet tuşuna basarak anlık rahatlama yaşıyor ama geriye dönüp onları okumuyorsunuz. (Hey, umarım bu yazımı da öyle yapmayacaksınız değil mi?) Gece aklınıza parlak bir fikir geliyor, domain adları kaydedip yeni web siteleri açmaya devam ediyorsunuz ama o siteleri oluşturmak için çalışmıyorsunuz.
Bir danışman olarak harika bir online kurs fikriniz var, içerik yazmaya başlıyorsunuz. Tam ivme kazanıyorsunuz ki tanıdığınız bir girişimci size harika bir ortaklık fırsatı sunuyor. Anında Parlak Nesne Sendromu'na düşüyorsunuz; kendi projenizi bırakıp yeni fırsatı kovalıyorsunuz. Birkaç gün sonra yeni bir fikir daha, bir tane daha…
Online koçluk üyeliği mi başlatmalısınız? Belki kitap yazmalısınız? Belki bir yıllık uzmanlık programı mı kurmalısınız?
Ya da sizinle iş görüşmesi için güncel CV istiyorlar; siz CV'nizi 2 saatte güncelleyip göndermek yerine "En yaratıcı CV template'leri" aramalarında kayboluyor ve o fırsatı kaçırıyorsunuz.
Ya da bir projenin sadece sizin ilginizi çeken yanlarını (araştırma, benchmark, trend analizi) yapıp ROI, bütçe, zaman planı adımlarını erteliyorsunuz; eliniz hiç gitmiyor o excel tablolarına.
Ya da benim gibiyseniz, online eğitim için video çekmeniz gerekiyordur; yıllarca erteleriniz. Sonunda içerikleri hızlıca çekip yüklemek yerine saatlerce "en iyi mikrofon hangisi, hangi kamerayla sinematografik çekim yapılır" diye araştırırsınız da bir ay geçer.
Bu böyle devam eder, eder, eder... ta ki edemeyene kadar! Çok yakında bir sürü dipsiz kuyuya koşturur ve işiniz için hiçbir sonuç elde edemezsiniz. (Yok canım, ben değil; bir arkadaş.)
"Komedi nedir bilir misin aziz dostum? Tragedya artı zaman."
Bir şeyi açıklığa kavuşturalım: Parlak Nesne Sendromu başarısızlığa giden hızlı bir yol; antidotu da ancak harika bir iş planından geçiyor. Planlar, rutinler ve ritüellerden.
Çok mu sıkıcı? Ben de 10 sene önce öyle düşünüyordum. Ama son yıllarda fikrim tamamen değişti. Çünkü hem girişimci, hem şirket sahibi, hem koç olarak işlerimi, yapmam gerekenleri kendim yönetmeliyim. Beyaz yakayken köşe bucak kaçtığım o to-do listeleri yoldaşım oldu.
Neden planlar ve rutinler? Çünkü bu planlar size bağışıklık sağlar; sizi bir iyi fikirden başkasına koşmaktan korur, çünkü işinizin neye ihtiyacı olduğunu çoktan bilirsiniz.
Bir düşünün: önümüze bir şeyler sunuluyor ve hep sunulacak. O merakla beklediğimiz kargolar gibi, paketi açtığımızda sönen hazlar gibi, doyuma ulaştıktan sonra eskiyecek.
Çok çabuk tüketeceğiz.
Bu algı ekonomisinde en değerli kaynağımız zamanımız ve ilgimiz. Bunu enerjimiz ve yarattığımız momentum izliyor; izlemeli. Seçimlerimizde akıllı olma zamanı geldi de geçiyor.
Hala öteleyip durduğunuz yetenekleriniz, siz farkında olmadan sıradanlaşıyor. Zeka tek başına yeterli olmuyor; yaratıcılık, öz disiplin, kendine koçluk, derin çalışma yeni nesil iş anlayışının olmazsa olmazı.
Mesele derin çalışmaktan geçiyor. Cal Newport'un Deep Work (Türkçesi: Pür Dikkat) kitabını ciddi olarak öneririm. Çok katıldığım bir tema var: gerçekte ne yapmayı, ne olmayı, nereye gitmeyi istediğimize karar verebilmek; ilgi, istek ve yeteneklerimizin farkına varıp bu alanlarda derinleşmek, işin hakkını verebilmek.
Toparlayalım. İşte su götürmez gerçek: başarılı bir işi kurmak ve yönetmek kolay değil; muhtemelen yaptığınız en zor şeylerden biri olacak, ama aynı zamanda en tatmin edici şeylerden biri de.
1. Yeni olan her zaman daha iyi demek değildir. Sağlam, net, odak ve yön sağlayan, uğrunda bazı şeylerden fedakarlık etmeye hazır olduğunuz bir iş planı, başlangıçtaki zorlukların çoğunu ortadan kaldırır.
2. Online dünyada sürekli yeni, parlak nesneler var. Başkaları için iyi olan sizin için iyi olmayabilir. Trendleri yakalayacağım derken kendi ana işinize zarar vermeyin; yapmanız gerekenleri yaptıktan sonra trendleri değerlendirin.
3. Yeni bir fikre atlamadan önce, işinize ve yaşamınıza uygunluğunu değerlendirin. Kendinize sorun: Gerçekten ihtiyacım olan bu mu? İşime ve yaşamıma değer katacak mı? Artıları ve eksileri neler? Başkalarının bir şey yapması, sizin de yapmanız gerektiği anlamına gelmez.
4. Odaklanamamayı yönetmenin en iyi yolu sadece disiplin değil, dikkat dağıtıcıları yönetmektir. Her öneriye bakmanın, değerlendirmenin ve karar vermenin zihinsel yükü vardır; buna bilişsel yük denir. Bugün size hizmet etmeyen üyeliklerden ayrılın; bakın ne kadar fazlalar.
5. Parlak nesneler ile gerçek fırsatları ayırın. Parlak nesneler iyi görünen ama günün sonunda dikkat dağıtan şeyler. Gerçek fırsatlar işinizde gerçek bir etki yaratır: iş akışınızı artıran, işinizi büyüten, müşterilerle daha iyi etkileşim kurmanıza yardımcı olan araçlar.
Gerçek fırsatlara dikkat edin ve parlak nesnelere "hayır" demekte acımasız olun.
Peki sizin dikkatiniz parlak nesneler tarafından dağıldı mı? Odaklanmanızı tekrar gündeme getirmenin zamanı gelmedi mi sizce de?
Sevgilerle,
Gizem



Yorumlar