top of page
TANIŞALIM

Neden Hiçbir Şey Yapmak İstemiyorum Ben?

  • Yazarın fotoğrafı: Gizem Şahan
    Gizem Şahan
  • 8 Şub 2016
  • 7 dakikada okunur

Merhabalar,


Bu yazımı Şubat 2016’da yazmıştım, hatırlar mısınız? Biliyorum hep yeni içeriklerle ve araştırmalarla karşınıza geliyorum ama sanki bu yazımı tekrar okumaya ihtiyacı olanlar var gibi hissettim. Tabii ki yeni güncellemelerle :)


O zamanlar mutluluk araştırmamı yapmak için yurt dışına çıkmıştım. En mutlu ülke seçilen Danimarka da dahil yaklaşık 1 ayda 4 ülkeyi gezerek gözlem yaptım ve hem kendimle hem de insanlarla ilgili çok enteresan şeyler fark ettim.


Bugün sizlerle 1 aylık gezimi konuşmayacağım; hepimizin kanayan yarası, bu günlerde özgürlüğümüzü, keyfimizi ve merakımızı dışarıda, başka ülkelerde değil de evimizin bir odasından diğerine geçerken yaşadığımız günlerden geçiyoruz.


Bugün aslında diğer insanların paylaşımlarında gördüğüm, Google aramalarında üstlerde yer alan ve aynı zamanda danışanlarımdan ve arkadaşlarımdan da çok duyduğum bir sorunu paylaşmak istiyorum.


(AMA) Hiçbir Şey Yapmak İstemiyorum!


Ünlem bile değil, nokta bile değil, hiçbir noktalama işareti koymaya bile halim yok… (mu diyorsunuz?)


Peki ne oldu enerjinize? “Gizem, Corona oldu!?” diyorsanız, evet, oldukça travmatik ve daha önce hiç deneyimlemediğimiz zamanları yaşıyoruz, bir tarihin içinden geçiyoruz ve bunun da tabii ki etkisi var; ama gerçekten de sana neler oluyor?


“The only people for me are the mad ones, the ones who are mad to live, mad to talk, mad to be saved, desirous of everything at the same time, the ones who never yawn or say a commonplace thing, but burn, burn, burn like fabulous yellow roman candles exploding like spiders across the stars.”, Jack Kerouac, On the Road

Pardon, evet, ne diyorduk…


Bazı yazılara ve sosyal medya paylaşımlarına baktığımda sanki onlar uzayda yaşıyormuş da bu hayattan değillermiş gibi geliyor mu sana da? Mükemmel olmanın yollarını listeliyorlar her gün.


İyi de neden her şey mükemmel olmak zorunda? Neden kavga ediyoruz kendimizle? Neden bırakamıyoruz birazcık?


Neden zorluyoruz kendimizi bu kadar?


O zaman biraz bırak hadi… Özgürlük, istediğini yapmak olduğu kadar, istemediğini yapmamak bazen de. Bu yazıyı okuyorsan, benimleysen şu an, biraz bırakabilir misin kendini?


Yaslan arkana, derin bir nefes al ve bırak… Sadece 3 dakikalığına lütfen.


Haydi, hazırsak başlayalım :)


1. Akışına Bırak(ma)


“Only dead fish go with the flow.”

Evet, akışına bırakMA diyorum. Tüm “kişisel gelişim” piyasası tarafından pompalanan bu düşünce o kadar yanlış anlaşılıp yorumlanarak insanlara dikte ediliyor ki… İnanın şaşırıyorum.


İlk defa Flow’un yazarı Mihaly Csikszentmihalyi tarafından bulunan bu kavramın bu kadar bozulup insanlara dikte edildiğini görmek üzücü. 90’lı yıllarda hayatımıza giren “akış” kavramını bir de yaratıcısından dinleyin isterim. Kitabını lisede okumuştum ve inanın kendime bu kadar yakın bulduğum nadir insan vardır. Bu konuya kafayı takan diğer bir insan olan Jason Silva’yı da mutlaka takip etmenizi öneririm. Biraz çılgın ama tatlı :)


Günlük rutinimizi yaparken değil de, hayatı yaşanılır kılan ve yaşadığımızı hissettiğimiz bazı anlar vardır hani…


Seyahat ettiğinizde, nefes kesen bir doğa manzarasına bakarken, çok güzel bir film izlediğinizde, bir sanat eserine hayranlıkla, meraklı şekilde bakarken, sevdiğiniz şarkıyı dinlerken ya da ilham veren bir yazı okuduğunuzda….


Ya da bir şeyler yaratırken… Beynimiz farklı çalışarak zaman nasıl geçer anlamayız hani. İşte asıl akışta olmak budur. Yani zamanın, mekânın, kimlerle olduğunuzun bir önemi yoktur. Siz akarsınız… İşte bu anları arttırmak gerek artık, kendi otantik kimliğimizi keşfederek. Ne yaptığımızdan çok kim olduğumuzu deneyimleyerek.


Sahi, kimsin sen?


2. Ne yapmak istediğine karar ver


“Tuhaf ama en kötü korkularımızın kaynağı, olmasını beklediğimiz şeylerdir.”, Balzac, Düşünceler

Evet, en zor kısım bu sanırım. Ne yapmak istemediğimizi biliyoruz. Ya da çoğu şeyi yapmak istiyoruz ama nedense yapmıyoruz.


Hani o kurmak istediğin kendi işin var ya; eğer bugün, tam da şu an bunun için bir şey yapmazsan, emin ol sadece hayal olarak kalacak. Karar vermek çok güç, farkındayım; ama bu yüzden de asıl GÜCÜMÜZ karar vermek ve bu kararlara uygun davranabilmek.

May the force be with you!


Hatta bu konu o kadar derin ki, mutlaka daha da derinleşmeli diye düşünüyorum.


3. Aksiyon al ve arkana bakma


“You don’t have to be great to start, but you have to start to be great.”, Zig Ziglar

Bu ne demek?


Eğer bir şeye karar verdiysen ve yapmak istiyorsan, YAP.


Bahane üretme, sadece yap ve izle.


Pişman olmadan.


Pişman olma dürtüsü senin karar almana da, adım atmana da engel olur. Çok basitçe ifade etmek gerekirse, kaygı ve korkun senin önündeki en büyük engel olur.


“Bu işten daha iyisini bulamam.” “Beni daha çok seven birini bulamam.” “Yeni bir işe başlamak için çok yaşlıyım.” “Zamanım yok.” “Çok yoğunum.” “Çok yorgunum.”

…gibi bahaneleri istersen bir kenara bırak. Sen neler yapabileceğine bak.


Bak, araştır, deneyimle, sor, paylaş, anlat.


Bu hayatta tüm istediklerimiz olmuyor, farkındayım; ama sana bir sır vereyim mi? Eğer geçmişte yaşarsan, tek gördüğün şey seni engelleyen şeyler olacak. Artık yeni şeyler söylemek gerek. Sence de öyle değil mi?


4. Kendine yeni zorluklar yarat


“İnsan ışığı ya da sadece iyi taraflarını hayal ederek değil, karanlığını anlayarak aydınlanabilir.”, Carl Gustav Jung

İnan bana, bazen kaybolmak gerekiyor kendini bulmak için. Genelde ben kalabalığı sevmem; sakin doğada olmak bana hep huzur vermiştir. Fakat eğer yolculuktaysan, kendini biraz(cık) da olsa zorlamak iyidir.


Konfor alanından biraz da olsa çıkmak seni rahatsız edebilir. Etsin. Bırak biraz rahatsız ol. Zaten olay konfor alanından çıkmak değil, konfor alanını genişletmek. Öyle genişletmek ki; yaptığın her şeyde, katıldığın her toplantıda, gittiğin her yerde konforlu hissedebilmek.


Bu sene eğer bir şeylerin değişmesini istiyorsan, kendinden başlamalısın belki de. Çevrendekilerden… Hayatından istemediğin şeyleri çıkar ki yerine yenileri gelebilsin.

Hafifle biraz ki yeni düşüncelerle kendine yer açılsın.


“Bırak bu farkındalık klişesini de gerçek hayata dön Gizem” mi diyorsun?


Gerçek hayat tam da burada işte; sen bunları okurken göz kırpman gibi, yutkunman gibi. Bir anlığına dalıp gitmen gibi. Saçma bulman gibi. Kızman gibi. Ama ben diyorum ki hayat çok değerli.


Neden mi?


İnan, bilmiyorum. Ama bazı şeyler anlamak için değildir; sadece seversin, yaşarsın, hissedersin.


Yap o zaman?!


5. Başlamak İçin Kim Olduğunu Keşfetmene Gerek Yok


“Start copying what you love. Copy, copy, copy, copy. At the end of the copy you will find your self.”, Yohji Yamamoto

Biliyorsun, seninle aynı yaşta (hatta daha genç), aynı okulda okumuş ve senden çok daha “başarılı” görünen insanlar var. İçten içe “onlar nasıl başarılı oluyor da ben olamıyorum” diye soruyor olabilirsin.


Soruyor musun?


Eh, bunun için kendini biraz tanımak, biraz bilmek gerekmiyor mu sence de? Çünkü bunun bir reçetesi yok.


Peki bilmek yapmaya yarıyor mu?


Genelde bana bazen “Gizem ben nasıl mutlu olacağım? Nasıl başarılı olacağım? Hangi iş bana uygun?” gibi mailler geliyor.


Ya da listenin en favorisi: “Gizem, ne istediğimi bilmiyorum!” oluyor. Peki, sen 30 senedir bilmiyorken ben 1 dakika içinde nasıl bilebilirim? İnanın bunun bir cevabı yok; en azından ben o anda veremeyebilirim.


Öyle hap gibi bir çözüm olsaydı keşke.


Bunun için başlaman gerek. Seni neler heyecanlandırıyor? Hangi işler sana ilham veriyor? Hangi işleri yaparken zamanın nasıl geçtiğini unutuyorsun da seni “yaşıyor” hissettiriyor?

Bütün bu soruların cevabını kitaplarda değil, “yaparak”, hayatın içinde bulabilirsin. Ve sadece SEN bulabilirsin.


6. Okumak İstediğin Kitabı Yaz, İzlemek İstediğin Filmi Çek, Kullanmak İsteyeceğin Şeyi Üret


“İnsanların çoğu özgürlüğü gerçekten istemezler; çünkü özgürlük sorumluluk gerektirir ve insanların çoğu da bundan korkar.”, Sigmund Freud

Ne bildiğin değil, bazen ne istediğin çok daha önemli oluyor. Çünkü aynı anda 3 kitabı yazmaya çalışan biri olarak inanın ben de bu çıkmaza giriyorum.


Yazdıklarımı beğenmiyorum; yeterince iyi olmadığı anlarda da bırakıyorum. Ama bu sene bunu yapmamaya karar verdim. Sadece yaratmaya odaklandım, beğenilmeye değil. Ve inanın bu şimdiden oldukça rahatlatıcı hissettiriyor.


Ne demek istediğimi anlıyorsun, biliyorum.


Emotion is what creates motion.


Eğer bir şeylere hissel olarak bağlıysan, onu daha çok gerçekleştirmek istersin.

Odaklanırsın…


Daha iyi olmaya, daha iyisini yazmaya, daha iyisini yaratmaya iter seni; biraz da zorlar, yeni keşifler yapman için…


Kendi rakibinin kendin olduğunu fark ettiğinde, bazen oynamak istemezsin. Bırak o zaman, bırak diğer sen kazansın. Dünyaya bir ayak izi bıraksın…


7. Dışarı Çık! (ama evden çıkma :)


“Distance and difference are the secret tonic of creativity. When we get home, home is still the same. But something in our mind has been changed, and that changes everything.”Jonah Lehrer

Evde otururken birinin kapını çalıp da “Merhaba, istediğin her şeyi gerçekleştirmeye geldim!” demesini beklemek yerine, dışarı çık. Artık fiziki olarak dışarı çıkamadığımız zamanlardan geçiyoruz. Ben de neredeyse 90 gündür evdeyim. Ne hissettiğinizi biraz anlayabiliyorum.


Komada da olabilirdik. Düşünsenize, bilinç açık ve sen bir yatakta bağlı aylarca kalıyorsun. Aman Allah korusun, umarım sizin sevdiklerinizin sağlığı yerindedir. Tamam, konuyu değiştiriyorum :)


Evdeyiz ama bir yandan da kendimizi göstermek hiç bu kadar olağan, normal ve kolay olmamıştı. Instagram’da, YouTube’da her gün yüzlerce ‘canlı’ yayın yapılıyor. Boş olanı da var, çok dolu olanı da. Bizim gibi hisseden de var, tamamen farklı kafalarda olan da.


Dünyaca Biri Bizi Gözetliyor evindeki gibi olduk; ya da daha da enteresanı, Truman Show filmindeki gibi.


Bir yandan biliyorum, kendini göstermek istiyorsun. Ama çok da istemiyorsun, ya da nasıl yapacağını bilmiyorsun! Denesene :)


Kameraları hiç sevmeyen ben bile denedim, deniyorum; arada vazgeçip arada tekrar gaza geliyorum. Bu bir üretkenlik yarışı değil, pandemi :)


Ama olsun; boşver o içindeki sabotajcıyı demiştim. Yine diyorum: Yaptığın işleri, hayallerini, düşüncelerini paylaş.


Almak kadar vermek de rahatlatır insanları. Ver, ver, ver! Kendine yer aç. Bırak boşluk oluşsun. Ki o boşluğu istediğin şeylerle tekrar doldurabilesin. Geçmişte kalan tozlu şeylerle değil.


Bazen bulmak için kaybetmek gerek; keşke kaybetmesek ama hayatın kolay olacağını kimse söylemedi, değil mi?


Aramazsan bulamazsın; o yüzden ara, bak, dene, yaşa!


8. Fişi Çek


“When people give you advice, they’re really just talking to themselves in the past.”, Austin Kleon

Teknolojinin hızının daha da artması ve hepimizin bir nevi FOMO (fear of missing out) dünyasında yaşadığımızı düşündüğümde, ara sıra kaçamak yapıp biraz rahatlamaya ihtiyacımız oluyor. Fişi çekerek, biraz stresten ve çılgın kalabalıktan uzakta.


Bırak kendini biraz, doğaya dön… Doğaya gidemiyorsan, evine doğayı al: evcil bir hayvan, bitkiler, fesleğen al yahu. Kokla, dokun, hatırla.


Kalk hadi o sandalyeden, kalk! Bir adım at, pencereni aç, nefes al, gökyüzüne bak. Üşü, titre, ama hisset ne olur. Hisset!


Kapat o telefonunu bazen; bir defter ve kalemle kendinle kal. Bakalım kendine katlanabiliyor musun?


Biz teknolojik aletler değiliz, hisseden düşünme makineleri hiç değiliz.


Doğadan ne kadar uzaklaşırsan, yaratıcılığını keşfetmen de o kadar uzun zaman alıyor; unutma, unutma olur mu?


9. Merhaba, Arkadaş Olabilir Miyiz?


“Her çocuk bir sanatçıdır aslında. Esas mesele büyüdüğünde sanatçı kalabilmektir.”, Pablo Picasso

Çocukken ne kadar kolaydı arkadaş edinmek; sokakta, kumsalda, parkta hemen birinin yanına gidip oynamaya başlardık. Ben yeğenimi gözlemliyorum da, “Merhaba, arkadaş olabilir miyiz?” diye sorup hemen tanışıp oynamaya başlıyor. Özeniyorum gerçekten de.

Büyüdükçe kaygı ve korkularımız bizi reddedilmemek için sessizliğe mi gömüyor?


Neden adım atamıyoruz?


Neden çekiniyoruz?


Oysa ne kadar güzel sevmek, sevilmek, bir yemeği, içkini, derdini paylaşabilmek. Ne güzel, ne kadar şairane. Hayat gibi… Ama korkuyoruz işte yaşamaya, hissetmeye; acı çekmek istemiyoruz, kırılmak istemiyoruz, üzülmek istemiyoruz.


Bilindik mutsuzluğu bilinmeyen mutluluğa tercih ediyoruz yani. “Çoğu insan 25’inde ölür ama 75’inde gömülür” diyen yazar gibi.


Tamam, içinizi karartmak değil niyetim; ama hayat kuşlar, çiçekler, böcekler değil. İnanın bana herkes iniş ve çıkış yaşıyor hayatında.


Çok zeki ve bir o kadar da güzel insanlarla tanışıyorum her geçen gün. Çok değerliler, çok özeller. Bana çok şey öğretiyorlar. Ve paylaşıyoruz. Herkesin derdi var, biliyorsun değil mi?

Yalnız değiliz; paylaştıkça artıyoruz, çoğalıyoruz ve bir şeyleri değiştirmeye çalışıyoruz.


İnsan kendini diğer canlılarda tanıyor.


İşte benim kendime söylediklerim, bulduklarım. Belki sizlerin de ekleyecekleriniz vardır; ne olur paylaşın.


Atom fiziği değil, hiç olmadı. Daha derin çünkü, modellenemiyor. Birbirimize sandığımızdan çok daha fazla ihtiyacımız var. Çoğu şey söylendi zaten ama tekrar duymaya ihtiyacımız oluyor; André Gide’nin söylediği gibi, tekrarlamamız gerekiyor!


Ben de boşveremeyenlerdenim çünkü. Durup kendime sormam gerekiyor benim mütemadiyen. Sorgulamam gerekiyor, beğenmediğim şeyleri değiştirmeye çalışmam gerekiyor… Yeni şeyler üretmem, yaratmam gerekiyor gibi düşünüyor(d)um.


Kendimi iyi hissetmek istiyorum çünkü; kim istemez ki? Ama olay, yapmam gerekenler değil, neleri yapmayı istediğimdir belki de…


Hayallerin ötesinde bir yer var, biliyorum…


Ben sizi tam da orada bekliyor olacağım!


Görüşebilmek dileğiyle,


Sevgilerimle,

Gizem

Yorumlar


bottom of page