top of page

Neden Hayır Diyemiyorum?

Yazarın fotoğrafı: Gizem Şahan
Gizem Şahan
11 dakika önce
7 dakikada okunur
Neden Hayır Diyemiyorum? - Gizem Şahan

Başkalarını memnun etme alışkanlığı


Cuma 18.12. Yöneticiniz "pazartesiye şu sunumu bir toparlayabilir misin" diye yazıyor ve siz bu sefer, hayatınızda ilk kez, "Tabii, hallederim" yazmadan önce duruyorsunuz.


Yeni bir e-posta açıyorsunuz. Konu satırına "Pazartesi sunumu hakkında" yazıyorsunuz. Sonra bu e-posta, Taslaklar klasöründe bütün bir hafta sonu bekleyecek. Bu yazı, o taslağın hikayesi. Aynı ret e-postası, taslak taslak yeniden yazılıyor. Her yeni sürümde biraz daha kısalıyor, biraz daha sizin oluyor.


İlk taslak neden hep özürle başlar? Boyun eğicilik ne demek?


Taslak 1, Cuma 18.31


"Merhaba, öncelikle çok özür dilerim, aslında normalde hiç sorun olmaz biliyorsun, ama bu hafta sonu biraz şey, yani eğer çok acilse tabii ki bakarım, sadece sormak istedim, belki ben yanlış anlıyorumdur ama..."


Bu taslağı tanıyor musunuz? Ben çok iyi tanıyorum. İçinde tek bir "hayır" yok, ama yedi tane özür var.


Young, Klosko ve Weishaar'ın şema terapisinde boyun eğicilik, reddedilmemek ya da cezalandırılmamak için başkalarının isteklerine uymak zorunda olduğum duygusu olarak tanımlanır. Kendi ihtiyaçlarımız, tercihlerimiz, hatta öfkemiz sıranın en sonuna konur.


Burada ince bir ayrım var, izninle. Nazik olmak bir seçimdir, boyun eğicilik ise bir zorunluluk hissidir. Nazik insan "evet" demeyi seçer. Boyun eğen insan "hayır" diyemediği için "evet" der.


Somut bir örnek vereyim. Arkadaşınız akşam yemeği için bir restoran öneriyor, aslında o mutfağı hiç sevmiyorsunuz ama "olur, bence harika" diyorsunuz. Toplantıda bir karara itirazınız var, ağzınızı açıyorsunuz ve cümle "belki ben yanlış anlıyorumdur ama" diye başlıyor... Sonra hiç bitmiyor. Taslak 1 tam olarak bu cümlenin yazılı hali.


Taslağı kaydediyorsunuz. Göndermiyorsunuz.


Hayır diyememenin bedeli nedir? Rakamlar ne söylüyor?


Taslak 2, Cuma 21.04


"Merhaba, bu hafta sonu ailevi bir programım var, o yüzden maalesef zor görünüyor ama çok gerekirse pazar akşamı bakabilirim."


Daha kısa. Ama sonuna küçük bir kapı aralığı bıraktınız. "Çok gerekirse." Bu kapıdan bir fil geçer, hepimiz biliyoruz (maalesef).


Yalnız olmadığınızı söylemek isterim. YouGov'un Ağustos 2024'te ABD'de 1.122 yetişkinle yaptığı araştırmada katılımcıların yüzde 48'i kendini "insanları memnun eden biri" olarak tanımlıyor. Daha çarpıcısı, yüzde 93'ü dokuz tipik memnun etme davranışından en az birini sık sık yaptığını söylüyor. Kendini böyle tanımlayanların neredeyse yarısı bu özelliğin hayatını zorlaştırdığını düşünüyor. Hayatını kolaylaştırdığını söyleyenler ise yalnızca yüzde 17.


İş hayatı da benzer bir tablo çiziyor. Resume Now'un Ocak 2025'te yayımlanan raporuna göre çalışanların yaklaşık yüzde 65'i ek sorumlulukları geri çevirebildiğini hissediyor. Yirmi beş yaş ve altındakilerde bu oran yüzde 77'ye çıkıyor. Kadınlarda yüzde 62, erkeklerde yüzde 69. Sınır koyan genç çalışanların yüzde 45'i rahatlama hissettiğini söylerken yüzde 26'sı suçluluk duyduğunu söylüyor.


Hayır diyebilmek kuşaktan kuşağa değişiyor ama suçluluk duygusu hala masada oturuyor. Taslak 2'deki "çok gerekirse" de o suçluluğun imzası.


Bir de bizden, çok yakın tarihli bir haber var. Gazete Oksijen'in 19 Mayıs 2026'da haberleştirdiği bir kararda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, mesai saatleri dışında WhatsApp'tan gönderilen iş talimatlarının çalışma süresi sayılabileceğine ve çalışana fazla mesai ödenmesi gerektiğine hükmetti. Cuma 18.12'deki o mesaj, bir mahkemenin gözünde de artık sıradan bir rica sayılmıyor. Hukuk "bu da iş" diyor, ama parmaklarımız hala "tabii, hallederim" yazmaya hazır.


Yapay zeka araçlarıyla işler hızlandıkça "bunu da çabucak halledebilir misin" cümlesinin sıklığı da artıyor. Bir sunumun taslağı artık dakikalar içinde çıkabiliyor ve "zaten beş dakikanı alır" cümlesine itiraz etmek giderek zorlaşıyor. Boyun eğicilik kalıbı için bu, çok verimli bir toprak.


Taslak 2'yi de kaydediyorsunuz.


Bu kalıp çocuklukta nereden gelmiş olabilir?


Taslak 3, Cumartesi 09.20, yarım


"Merhaba, bu hafta sonu"


Taslak burada kalıyor. Kahvenizi alıp pencereye geçiyorsunuz ve aklınıza çok eski bir sahne geliyor. Belki bir sofra, belki bir bayram ziyareti. Bir şey istediğiniz, sonra o isteğin odadaki havayı nasıl değiştirdiğini hissettiğiniz bir an.


Şema terapisinde boyun eğicilik çoğu zaman çocuğun kendi isteklerini ifade ettiğinde sevginin, onayın ya da huzurun geri çekildiği bir ortamla ilişkilendirilir. Bu bir suçlama değil. Bazen ebeveyn çok yorgundur ve itiraz eden bir çocuğa sabrı kalmamıştır. Bazen evde gergin bir hava vardır ve çocuk, ortalığı yatıştırmanın en güvenli yolunun her şeye uymak olduğunu çok erken öğrenir. Bazen de "uslu çocuk" olmak ailede en çok takdir edilen şeydir.


Çocuğun çıkardığı sonuç ise çok mantıklıdır. "Ne istediğimi söylersem sevgiyi kaybederim. En güvenlisi istememek."


Bu kalıp bir zamanlar bir çocuğu korudu. Ona teşekkür etmeden onu emekliye ayıramazsınız. Taslak 3'ün yarım kalması da bence bundan. Elleriniz hala o çocuğun elleri.


Bir edebiyat kahramanı bize ne öğretir? Bartleby neden hep "hayır" der?


Taslak 4, Cumartesi 14.45


"Bu hafta sonu müsait değilim."


Bir an çok cesur hissediyorsunuz. Sonra bu cümle size fazla sert geliyor ve aklınıza Herman Melville'in solgun katibi geliyor.


Melville 1853'te Putnam's Magazine'de iki bölüm halinde "Katip Bartleby" adlı bir öykü yayımladı. Wall Street'te bir hukuk bürosunda çalışan sessiz bir katiptir Bartleby. Bir gün patronu ondan bir belgeyi kontrol etmesini ister ve Bartleby sakin bir sesle tarihe geçecek o cümleyi söyler.


"I would prefer not to." "Yapmamayı tercih ederim." Herman Melville, Katip Bartleby, 1853

Öykünün geri kalanında Bartleby hemen her isteğe aynı cümleyle cevap verir. Patron şaşırır, öfkelenir, ikna etmeye çalışır, sonunda çaresiz kalır.


İtiraf edeyim, öyküyü okuyan pek çok profesyonel ilk anda onu biraz kıskanır. :) Bir kez olsun böyle sakin bir sesle "tercih etmem" diyebilmek.


Ama öykü bize bir şey daha anlatır. Bartleby'nin her şeye "hayır" demesi de aslında bir çeşit donmadır. Mesele hep evet ya da hep hayır demek değil, seçebilmek. Taslak 4 belki bu yüzden size yabancı geliyor. Kendi sesiniz değil, öfkeli bir kopyası.


Bastırılan "hayır" nereden çıkar? Beef dizisi ne gösteriyor?


Akşamüstü kafanızı dağıtmak için bir dizi açıyorsunuz. Lee Sung Jin'in yarattığı, Nisan 2023'te Netflix'te yayımlanan Beef bir trafik kavgasıyla başlar. Ali Wong'un canlandırdığı Amy, dışarıdan bakınca her şeye sahip bir kadındır. Başarılı bir bitki işi, bir eş, bir kız çocuğu, yenilenmiş bir ev. Hatta işini bir milyardere satmanın eşiğindedir.


Ama içeride derin bir mutsuzluk vardır. Dizi boyunca kontrolünü kaybettiği bir hayatta, sakin ve uyumlu görünmenin bedelini başka bir yerden, bir yabancıyla girdiği o kavgadan ödediğini izleriz.


Karakterlere bile teşhis koymak istemem. Ama dizinin bence gösterdiği tema çok tanıdık. Yıllarca bastırılan "hayır", bir gün en beklenmedik yerden, en yanlış kişiye çıkar. Trafikte, bir garsona, çocuğumuza, kendimize.


Şema terapisi buna başa çıkma biçimleri der ve üç halini tarif eder. Teslim olduğumuzda her isteğe uyarız, takvimimiz başkalarının öncelikleriyle dolar, kendi işlerimiz gece yarısına kalır. Bedeli tükenmişlik ve içimizde biriken sessiz bir kırgınlıktır. Kaçındığımızda çatışma ihtimali olan her ortamdan uzak dururuz. Zor konuşmaları erteleriz, e-postaya cevap vermeyiz, toplantıda kamerayı kapatırız. Hiç "hayır" demek zorunda kalmayız ama hiç "evet, bunu istiyorum" da diyemeyiz.


Aşırı telafide ise bir gün bardak taşar ve tam tersine döneriz. Sert, kural koyan, herkese "hayır" diyen biri oluruz, belki Bartleby'nin ta kendisi. Ya da pasif agresif yollarla direniriz, kabul eder ama geç teslim ederiz. İlişkiler zarar görür ve içimizdeki ses "gördün mü, ne istediğini söyleyince sevilmiyorsun" diye haklı çıkar.


Taslaklarınıza bakınca üçünü de görüyorsunuz. Taslak 1 teslim, yarım kalan Taslak 3 kaçış, Taslak 4 ise küçük bir aşırı telafi.


Hayır demek beyinde neden bu kadar zor?


Taslak 5, Pazar 11.10


"Merhaba, bu hafta sonu sunuma bakamayacağım. Pazartesi sabah 10'da birlikte üzerinden geçebiliriz."


Göndermeden önce bir şey daha sizi tutuyor. Sanki bu cümleyi yazınca bütün ekip size dönüp bakacak.


Bu his hayal ürünü değil, ama işin öbür tarafında da şaşırtıcı bir tablo var. Vanessa Bohns ve arkadaşlarının 2014'te yayımlanan bir çalışmasında öğrencilerden kampüste yabancılara yaklaşıp küçük bir şaka için kütüphane kitabının içine tükenmez kalemle "pickle", yani "turşu" yazmalarını istemeleri istendi. Öğrenciler üç kişiden "evet" almak için ortalama 10,73 kişiye sormaları gerekeceğini tahmin etti. Gerçekte ortalama 4,7 kişi yetti. İnsanlar, yanlış olduğunu bildikleri bir şeye bile hayır demekte bu kadar zorlanıyordu. Katılımcıların yüzde 87'si başkalarının ne kadar kolay "evet" diyeceğini hafife almıştı.


Beyin araştırmaları da aynı yönü gösteriyor. Vasily Klucharev ve arkadaşlarının 2011'de Journal of Neuroscience'ta yayımlanan çalışmasında araştırmacılar, beynin ön tarafında "posterior medial frontal korteks" denen bir bölgeyi manyetik uyarımla geçici olarak yavaşlattı. Bu bölge, grubun görüşünden ayrıldığımızda bir tür hata sinyali üretiyor. Bölge yavaşlatıldığında insanlar gruba daha az uydu. "Farklı düşünüyorum" demek beyin için gerçekten bir alarm.


Daniel Campbell-Meiklejohn ve arkadaşlarının 2010'daki çalışması başka bir mekanizmaya işaret ediyor. Başkalarının görüşleri, beynin ödül sisteminin önemli bir parçası olan ventral striatumda bir şeyin bize ne kadar değerli geldiğini değiştiriyor. Bu etki de insanın sosyal etkiye ne kadar açık olduğuyla orantılı.


Hayır diyememek bir karakter zaafı değil. Beyin, sürüden ayrılmayı tehlike, sürüye uymayı ödül gibi kaydediyor. Bu hepimize atalarımızdan kalan bir miras. Ama bazılarımızda bu ses çok daha yüksek.


Hans Christian Andersen'in 1837'de yayımladığı "Kralın Yeni Giysileri" bu alarmı çok iyi anlatır. Kral hiçbir şey görmez ama aptal görünmemek için "muhteşem" der. Bakanlar da öyle der, saray halkı da. Ta ki kalabalığın içinden bir çocuk "ama kralın üstünde hiçbir şey yok ki" diyene kadar. Herkesin aynı şeyi gördüğü ama kimsenin söylemediği toplantılar bu masalın kurumsal versiyonu. Bazen sizin "hayır"ınız, başkasının söyleyemediği "hayır"ın da sesi olur.


Sağlıklı Yetişkin nasıl hayır der?


Pazar öğleden sonra Taslak 5'e son bir kez bakıyorsunuz. Şema terapisinde Sağlıklı Yetişkin dediğimiz taraf tam bu bakış. Hem o eski korkuyu duyan hem de bugünün gerçeğini görebilen taraf.


Bilim bu tarafın elini güçlendiriyor. Julian Givi ve Colleen Kirk'ün 2024'te Journal of Personality and Social Psychology'de yayımlanan çalışmasında insanlar, bir daveti geri çevirdiklerinde karşı tarafın ne kadar kırılacağını sistematik olarak abartıyordu. Davet edenler beklenenden çok daha anlayışlıydı ve geri çevirmenin sebebini dikkate alıyordu.


"Inviters are more understanding than we might expect." "Davet edenler, sandığımızdan çok daha anlayışlı." Julian Givi, PsyPost röportajı, 2024

Bundan çok sade bir adım çıkıyor bence. Bu hafta bir kez, küçük ve düşük riskli bir isteğe "bu sefer olmayacak, ama teşekkür ederim" demeyi denemek iyi gelebilir. Bir kahve davetine, gönüllü komite e-postasına. Sonra karşı tarafın gerçek tepkisini kafanızdaki senaryoyla karşılaştırın. Çoğu zaman karşı taraf "tamam, başka zaman" yazıp hayatına devam eder. Siz ise o cümleyi yazmadan önce kafanızda üç gün süren bir kavga yaşamışsınızdır.


İkinci adım madalyonun öbür yüzünden geliyor. Francis Flynn ve Vanessa Lake'in 2008'de aynı dergide yayımladığı çalışma, insanların başkalarının yardım etme isteğini hafife aldığını gösterdi. Katılımcılar hedeflerine ulaşmak için gerçekte gerekenden yaklaşık iki kat fazla kişiye sormaları gerekeceğini tahmin ediyordu. Hep "evet" diyenler çoğu zaman kendileri bir şey istemekte de zorlanır. Bu hafta siz de birinden küçük bir şey isteyin, bir dosyaya bakmasını ya da bir tavsiye vermesini. Almayı öğrenmek, hayır demeyi öğrenmenin gizli antrenmanı.


Üçüncü adımı CD Baby'nin kurucusu Derek Sivers'a borçluyum. 2009'da kişisel blogunda aşırı yüklenmiş ve dağılmış hisseden insanlar için çok basit bir kural yazdı.


"If you're not saying 'HELL YEAH!' about something, say no." "Bir şey için 'kesinlikle evet!' demiyorsanız, hayır deyin." Derek Sivers, No "yes." Either "HELL YEAH!" or "no.", 2009

Bu cümleyi bir hayata taşıyınca bambaşka bir anlam kazanıyor. Her "evet", başka bir şeye söylenmiş sessiz bir "hayır" aslında. Cuma akşamı sunuma "evet" dediğinizde, kızınızın oyununa, kendi uykunuza, belki de asıl yazmak istediğiniz o projeye "hayır" diyorsunuz.


Bunların hiçbiri terapinin yerini tutmaz, bunu nazikçe söylemek isterim. Kalıp çok derin kök salmışsa, bir şema terapistiyle çalışmak bu taslakları çok daha güvenli bir yerde yazmanıza yardım edebilir.


Pazar 17.40. Taslak 5'i açıyorsunuz... Hiçbir kelimesini değiştirmiyorsunuz. Sadece "Gönder"e basıyorsunuz ve e-posta, Taslaklar klasöründen sessizce çıkıp Gönderilenler'e geçiyor. Yirmi dakika sonra cevap geliyor. "Tamam, pazartesi konuşuruz. İyi hafta sonları."


Klasörde hala dört taslak duruyor. Silmiyorsunuz. Her biri bir zamanlar sizi korumaya çalışan bir sesin kaydı.


Peki şimdi, gerçekten "kesinlikle evet" diyeceğiniz o ilk e-posta kime gidecek?


Bu evetlerin arkasındaki şema dünyasını merak edersen Şema Terapisi Nedir? yazım iyi bir başlangıç; "daha iyisini yapmalıydım" sesini ise Mükemmeliyetçilik Nedir? yazımda konuşmuştuk.


İlk "hayır"ını birlikte prova etmek istersen, birlikte çalışalım sayfamda seni bekliyorum.


Bu yazının yanına sizin için bir şarkı da bırakmak isterim. Fleetwood Mac, "Go Your Own Way."


Sevgilerle,


Gizem

 
 

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Bu yazı sizde bir soruyu harekete geçirdiyse, birlikte bakabiliriz: Bireysel Çalışmalar · Kurumsal Çalışmalar

bottom of page