• Gizem Sahan

MUTLU MUSUN?



Dünkü gelişmelerden sonra, artık nihayet mutluluk hakkında yazabilirim:) Hepimiz mutlu olmak istiyoruz değil mi?


Dün, huysuz ama tatlı bir kadına benzettiğim ve 20 senedir vazgeçemediğim güzel İstanbul’um ve ülkemiz için tarihi bir süreç yaşandı. Umarım her şey güzel olur, çünkü ülkece artık hoşgörüye, umut etmeye, inanmaya, çalışmaya, birlik ve beraberliğe çook ihtiyaç duyuyoruz.


Toplumsal düzlemden bireysel düzleme indiğimizde de bu durum değişmiyor. Bizlerin biraz da pessimizmden, realist optimizme kaymaya ihtiyacımız var. O güzel beyinlerimizi korkuyla değil de ilhamla, umutla ve mutlulukla çalıştırmaya ihtiyacımız var geleceğimizi inşaa etmek için. İstanbul’da hayatta kalmaya ve hayatını idame ettirmeye çalışan milyonlarca insandan biri olarak ve iflah olmaz bir stoacı olarak söyleyebilirim ki, şimdi hiç olmadığı kadar küllerimizden doğup içimizdeki o gücü keşfetme zamanı. Üretmek, güvenmek ve kendimizi geliştirme zamanı.


Peki nedir bu mutluluk denen şey?


Kendisini bir makaleye sığdıramam tabii ki ama siz de mazur görürseniz bir kaç kelam etmek isterim bu konuyla ilgili zira ziyadesiyle mutluyum efendim:) (Zeki Müren gibi konuşturuyor beni bu mutluluk, ama mutluyum demek yerine bahtiyarım demeyi seçerdi sevgili Zeki Müren, ruhu şad olsun)



Evet, nerede kalmıştık.


Bu yüzyıllardır şairlerin, filozofların, antropologların, psikologların, pazarlamacıların, nörobilimcilerin ve hatta ekonomistlerin bile ilgisini çeken bir konu. Mutluluk ne demek sizce?

Beynimizde salgılanan hormonlar mı?

Bir şeyden duyduğumuz haz mı?

Yoksa hayatımızla ilgili tatmin duygusu mu?

Biz nasıl mutlu oluruz?

Mutlu olmak için mi yaşıyoruz yoksa yaşadığımız için mutlu mu olmalıyız?

Mutluluk dolu bir yaşam mı yoksa amaç ve anlamla dolu bir yaşam mı? İkisi arasında bir fark var mı?


Bu sorular antik çağlardan beri soruluyor zaten. Bugün biraz daha sorgulayalım mı, ne dersin?


Eski zamanlarda ün, erdem, zafer, çocuk ya da mal mülk hayatın amacıyken, modern çağımızda mutlu olmak ön sıralara yerleşmiş durumda. Peki herkesin mutlu olmak istemesi bir paradoks değil mi? Buna da mutluluk paradoksu deniyor. Herkes mutlu olmak istiyor ama nasıl mutlu olacağını, nelerin onu mutlu edeceğini net olarak tanımlayamıyor. Neden mutlu olmak istiyoruz? Bizi neler mutlu ediyor? Ve mutluluğa nasıl ulaşırız? Bütün bu soruları düşünmek bile anksiyeteyle karışık mutsuzluk sebebi olabilir aman dikkat:)


Son zamanlarda bazı araştırmacılar, anlamlı bir yaşam ile mutlu bir arasındaki farkları birbirinden ayırmaya çalışarak bu soruları derinlemesine araştırdılar. Araştırmaları, yaşamda mutluluktan daha fazlası olduğunu gösteriyor. Bazı araştırmacılar bunu “eudaimonik mutluluk” (anlamlı arayışlardan gelen mutluluk) ve “hedonik mutluluk” (zevkten veya hedefe ulaşmaktan gelen mutluluk) kavramlarına bakarak analiz etmeye çalışıyorlar.


Bilim, mutlu olmak için yalnızca kendini iyi hissetmekle kalmayıp, aynı zamanda daha iyi fiziksel sağlık ve hatta daha yüksek bir maaş istediğinizi de öngörüyor. O yüzden sadece iyi hissedeyim bana yeter demek çok da yeterli olmuyor ve olmayacak. Bunun için (evet bunu duymayı pek sevmiyoruz ama) çalışmamız gerek. Yazar Ruth Whippman, New York Times'ta yayınlanan bir makalede, mutluluk arayışının “nevroz için bir reçete” olduğunu savundu.


Günümüzde bilim, eski perspektiflerin mutluluğa olan geçerliliğini yeniden keşfediyor - örneğin umut ve mutluluk arasında ya da şükran ve bağışlama ile mutluluk arasında, özveri ve mutluluk arasında önemli bağlantılar var.


17. yüzyılın sonlarından önceki insanlar mutluluğun bir şans veya erdem veya ilahi iyilik meselesi olduğunu düşünürlerdi. Bugün mutluluğu, bir hak ve geliştirilebilecek bir beceri olarak düşünüyoruz. Bu, bazı açılardan özgürleştirici oldu, çünkü biz, yaşam alanlarımızı bireysel ve kolektif olarak geliştirmek için çaba göstermemizi istiyor. Ancak, dezavantajları da oldu. Her zaman mutlu olmak istediğimizde, mutluluk arayışının mücadele, fedakarlık ve hatta acı gerektirebileceğini unutma riski taşıyoruz. Ve biz bunu çoklukla unutuyoruz. Her zaman iyi hissetmeye odaklanırsak bu bizi sonuçta daha da kötü hissettirerek kafamızı karıştırmaz mı? Karıştırır.


Davranışsal Ekonomiyi icat eden Daniel Kahneman’ın da bu konuyla ilgili enteresan tespitleri var.

Diyor ki: “Kendimiz ve diğerleri hakkında düşünürken iki benlikten bahsedebiliriz. Bir tanesi deneyimleyen benlik, mevcut zamanda yaşayan ve o zamanı bilen aynı zamanda geçmişi de tekrar yaşayabilir ama aslında sadece mevcut zamana hakimdir. Bir doktor size "Buraya dokununca canınız yanıyor mu?" diye sorduğunda cevap veren yanınız deneyimleyen benliğinizdir.

Bir de anımsayan benliğiniz var. Bu, yaşam muhasebesini yapan benliğinizdir, yaşamınızın hikayesini tutar, ve doktorunuzun size "Son zamanlarda nasıl hissediyorsunuz?" sorusunu ya da "Avrupa seyahatiniz nasıl geçti?" sorusunu sorduğu benliğiniz budur. Bunları birbirine karıştırmak mutluluk kavramının içinde bulunduğu kargaşanın başlıca nedenidir.”


Deneyimleyen benlik, yaşantısını kesintisiz olarak sürdürür, birbiri ardına deneyim anları yaşar. Peki bu anlara ne olur? Bunun yanıtı çok açık. Sonsuza dek yok olurlar. Yani, yaşantımızdaki çoğu an (psikolojide şu an 3 saniye uzunluğunda kabul ediliyor).


Bu şu demek, ortalama bir ömür boyunca bu “an”lardan 600 milyon tane var. Bir ay içinde 600.000 tane. Çoğu hiç bir iz bırakmıyor. Çoğu anımsayan benlik tarafından tamamen gözardı ediliyor. Bu deneyim anlarında olup bitenler aslında yaşantımızın ta kendisidir.

Bu, dünyamızda geçirdiğimiz zaman süresince harcadığımız sınırlı kaynaktır. Peki bizler bu anları nasıl yaşamak istiyoruz?

Sen, nasıl yaşamak istiyorsun?


Yıllardır pozitifliği ön planda tutmaya çalıştım ve bilimsel araştırmalar yoluyla, bunun en iyi zihinsel sağlıkla el ele gittiğini buldum. Diğer bir deyişle, günlük yaşamlarının bir parçası olarak keyifli deneyimler yaratarak mutluluğu takip eden insanlar daha mutludur. Tam tersine, her an kendini iyi hissetmek için çabalayan insanlar, sanki mutlu olacaklarmış gibi, mutsuzluk için bir reçete izliyor gibi görünüyorlar.


Çoğu insan kendi zihninde şöyle düşünüyor olabilir... Ya mutlu değilsem? Bu doğal olmadığım anlamına mı geliyor? Hasta mıyım, kötü mü yoksa eksik mi? Bende yanlış olan bir şey mi var? İçinde yaşadığım toplumda bir sorun mu var? Bunların hepsi mutlu olmama mutsuzluğunu dediğim bir durumun belirtileridir ve tuhaf bir şekilde modern bir durumdur.


Bu durumu iyileştirmek için, kendi kişisel mutluluğumuza daha az odaklanabiliriz ve bunun yerine çevremizdekilerin mutluluğuna odaklanabiliriz, çünkü kendi mutluluğuna acımasızca odaklanma, kendine yenilme potansiyeli taşır. 19. yüzyıl filozofu John Stuart Mill bir keresinde, “Kendine mutlu olup olmadığını sor ve böyle olmaktan vazgeç’ demiştir.. Bunun gerçekten doğru olup olmadığını, bilmiyorum. Ancak her gün bu soruyu soran bir dünyada yaşadığımıza göre, düşünmeye değer bir paradoks.


Diğer bir yaklaşım “pozitifliğe öncelik vermek” olarak adlandırdığım şeyi içerir: günlük yaşamınızı bilerek düzenleyerek doğal olarak olumlu duygulara yol açan durumları içerecektir. Bu mutluluğu takip etmenin yolu, günlük rutininizde gerçekten sevdiğiniz, yazma, bahçe yapma ya da sevdiklerinizle bağlantı kurma gibi şeyleri yapmak için zaman ayırmayı içerir.


Florida Eyalet Üniversitesi'nden Francis Eppes Psikoloji Profesörü Roy Baumeister “Mutlu bir yaşam ve anlamlı bir yaşam arasında bazı farklılıklar var” diyor. Baumeister ve meslektaşları, 397 yetişkini araştırdı, mutluluk düzeyleri, anlamları ve yaşamlarının diğer çeşitli yönleri arasında korelasyon aradılar: davranışları, ruh halleri, ilişkileri, sağlıkları, stres seviyeleri, iş yaşamları, yaratıcı arayışlar ve daha fazlası. Ve sonuçta mutlu bir yaşamla anlamlı bir yaşamın aynı şey olmadığını bulmuşlar.


Anlamlı yaşamlar stres ve zorlukları içerir. Daha yüksek endişe, stres ve endişe düzeyleri, daha yüksek anlamlılıkla, daha düşük mutluluğa bağlanmıştır; bu, kendisinin veya zevklerinin ötesindeki zorlu veya zor durumlarla meşgul olmanın, anlamlılığı teşvik ettiğini, mutluluğu teşvik etmediğini gösterir.


Mutluluğa aşırı değer vermek, yani sadece mutlu olacağın seçimlere yönelik bir hayat kurmanın hayali bizi daha doyumsuz bir hayata ve hayal kırıklıklarına götürebilir. Bunun yerine olaylara stratejik bakmak çok önemliJGizem mutluluığun stratejisi mi olur yahu, anlık bir histir mutluluk derseniz, çok üzgünüm ama pek de öyle değil. Tamam, beynimizde salgılanan hormon bizi mutlu kılıyor fakat tatmin duyacağımız bir hayatı inşa etmek yine bize düşüyor.


İlk olarak, mutluluğunuzla ilgili aşırı yollardan uzak durun. Sırf mutluluğu deneyimlemek için çaba harcıyor olmanız, günün her saniyesinde sevinç, memnuniyet, şükran, barış (ya da olumlu duyguların başka bir tadı) hissetmek için çabalamanız gerektiği anlamına gelmez. Bu gerçekçi değildir, çünkü yaşam kaçınılmaz olarak güçlükler ve hayal kırıklıkları içerir - ve çoğu için kronik stres. Büyük ya da küçük olumsuz yaşam olaylarından kaynaklanan olumsuz duygular doğaldır ve kendimizi daha iyi anlamamıza yardımcı olur; neye değer verdiğimiz ve yaşamlarımızda nelerin değişmesi gerektiği konusunda hayati bilgiler sağlarlar. Örneğin, fiziksel sağlığınızla ilgili bir endişe dalgası hissetmek aslında beslenme alışkanlıklarınızı geliştirmek için sizi motive edebilir.



İkincisi, size neşe veya memnuniyet veren aktiviteler üzerine düşünün. Bazıları için mutluluğu tetikleyen aktiviteler, ayrıntılı yemekler pişirmek ve halka açık derslere katılmak. Diğerleri için aktiviteler basketbol izliyor ve çocuklarının futbol antrenmanlarına gidiyor. (Fikir üretme konusunda sorun yaşıyorsanız, araştırmaların gösterdiği, çoğu insanda olumlu duygular uyandıran iki etkinlik: sevilen bir kişiyle bağlantı kurmak ve fiziksel olarak aktif bir şey yapmak.)

Son olarak, birkaç etkinlik düşündüğünüzde, gelecek haftaya onları programlayın. Bunları gerçekten yaptığınızdan emin olmak için, etkinliği sosyal bir zorunluluğa dönüştürmeyi düşünün. Koşmaktan zevk aldığınız bir şeyse, takip etmesi daha olası olacak bir arkadaşınızla koşmaya gitmek için belirli bir zaman ayarlayın. Bu etkinlikleri tekrar tekrar günlük yaşamınıza dahil edin; zamanınızın büyük bir kısmını üstlenmek zorunda kalmazlar. Bir roman okumak için her gün 20 dakika bile olsa, hayatınıza bir miktar huzur eklerse, bu ritüeli günlük rutininize ekleyin.


Mutluluk arayışı kolay değildir. İnsanlar gerçekçi olmayan beklentiler ve çok fazla dikkat ile denerse, sabote etme riski taşırlar. Ancak bu, mutlu olmaya çalışmaktan vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelmez. Günlük rutininizi ayarlayarak daha etkili olabilir, böylece doğal olarak ilginizi veya memnuniyetinizi arttıran aktiviteler içerebilir. Mutluluk aramak, hassas bir sanat olsa da, yine de değerli bir arayış olabilir.


Hadi o zaman hep birlikte, daha da güzel bir gelecek için bugünü milat olarak belirleyelim mi kendimize? Şimdiden bir liste yapalım mı? Ertelediklerimizi artık ertelemeyelim, anlamlı şeyler yapalım, bize ve etrafımızdakilere iyi gelen şeyler yapalım. Korkularımızın, bıkkınlıklarımızın üzerine gidelim, arada izin verelim kendimize, arada zorlayalım. Ben her gün aklıma geldikçe mutlaka #3güzelşey yazıyorum o saate kadar başıma gelmiş ya da benim yaptığım ve beni iyi hissettiren. Hiç yapamam dediğim şeyleri denemeye başlıyorum.


Her gun 3 güzel şey yapalım mı en basitinden hem kendimiz, hem de başkaları için?


Hadi bugünden itibaren hayatımızda beyaz bir sayfa açalım mı bu konuda, ne dersiniz?


Tekrar görüşmek dileğiyle,


Sevgilerimle,

Gizem


PS: Geçtiğimiz cumartesi günü yaptığımız atölyemizde katılımcılarımızla paylaştığım bir dökümanı ('Neden'ini Keşfet!' sizlerle de paylaşmak istiyorum. Çünkü hem mutluluk, hem de anlam paylaştıkça artar:)


0 görüntüleme

Kültür Mahallesi No:18, Etiler - İSTANBUL

05447613082

gizemsahan@gizemsahan.com

 

this web site (www.gizemsahan.com)  is proudly designed by ©gizem şahan 2014 - 2020 all rights reserved