Kendini Gerçekleştiren Kehanet Nedir?
- Gizem Şahan
- 3 Kas 2017
- 3 dakikada okunur
Merhabalar, nasılsınız?
Nihayet buluşabildik, son zamanlardaki gelişmeleri sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyordum fakat bir kez daha anladım ki her şeyin bir zamanı var. Ve bu zamanı kendi isteğime göre eğip bükme çabalarım şu an sonuç verdi ve karşınızdayım :)
Geçtiğimiz 2 sene boyunca İzmir'de Vestel'de hem danışmanlık hem de yönetici ekibe mentörlük/koçluk yaptım. İnovasyon ekibinin seçimiyle başlayan serüven, geri bildirim sistemlerinin kurulması, eğitimleri ve tersine mentörlük projesiyle başarıyla sonuçlandı.
Eveet, bu da bugünkü konumuza getirdi beni: Kendini Gerçekleştiren Kehanet.
"Neydi bu? Bir yerde duymuştum sanırım" diyenler için psikolojideki adı Pygmalion Etkisi. Annelerimizin söylediği "Bir şeyi 40 kez söylesen olurmuş" kadar basit olmasa da, biraz bilimsel yaklaşalım konuya bugün. Aslında gündelik hayatımızda o kadar iç içe yaşıyoruz ki, çoğu zaman farkına varmıyoruz bile.
Sosyal psikolojide "Self-Fulfilling Prophecy" ya da "Kendini Gerçekleştiren Kehanet" olarak geçen bu kavram: İnandığımız şeyin, farkında olarak ya da olmayarak davranışlarımıza yansıdığı; bu yansımanın da çevremizdekiler tarafından yine farkında olarak ya da olmayarak algılandığı; ve onların da davranışlarını bizim beklentilerimiz doğrultusunda şekillendirdiğini öngören sosyal psikoloji teorisidir.
Mesela işten kaytarmak için hasta olduğunuzu söylersiniz, hiçbir şeyiniz yoktur; oysa o mesajları yazmaya başlar başlamaz daha halsiz hissetmeye başlarsınız ve enerjiniz düşer ya… Belki bu da buna bir örnektir :)
Birçok efsanenin ve kitabın da konusudur bu: Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi gibi. Kahramanların hep gerçekleştirmesini bekleyen bir kehanet vardır ve aslında buna inanmaları bile onları değiştirir.
Ya da sürekli "sen farklısın" denen bir çocuğun, aslında özünde normal olmayı çok istemesine rağmen farklı olmak için saçmalamasıdır. Bazen bu farklı olma çabası ona ün, para ve başarı getirebilir. Oysa içten içe onun tek istediği diğer insanlar gibi normal olmaktır. Bu kişi, başkalarının ondan beklentilerini karşılayan davranışlar sergiler. Ve sonunda sırf "farklı" olmak adına bir süre sonra başarısızlığı bile kabullenmeye başlar. Tabii ki bu negatif etkisi.
Size hiç oldu mu bilemiyorum: mesela sevgilisini kaybetmekten çok korkan biri, bu korkuyu sevgilisiyle arasındaki iletişime de yansıtacak ve bir süre sonra sonu ayrılığa sebep olacak gerilimin artmasına yol açacak; sonunda kaybetmeye dair inancı, kehaneti gerçeğe dönüşmüş olacaktır.
"Bir durumun yanlış tanımlanması, yanlışı doğru haline getiren yeni bir davranışa yol açar.", Robert K. Merton
Sherlock izleyenleriniz bilir, son sezonda geçmişti bu kavram. John O'Hara'nın "Samarra'da Randevu" adlı hikayesinden bir alıntı yapmıştı sevgili Sherlock. Hikayemiz şöyle:
Bir zamanlar, bundan yıllar yıllar önce, Bağdat'ta yaşayan zengin bir tüccar, hizmetkarını pazara göndermiş. Hizmetkar kısa bir süre sonra, yüzü bembeyaz, tir tir titreyerek geri dönmüş.
"Efendim, demiş, bugün pazara gittiğimde bir kadın beni itti. Kafamı çevirip baktım ve beni iten Ölüm'müş. Bana dönerek tehditkar bir bakış attı. Efendim lütfen bana hemen en hızlı atınızı ödünç verin de bu şehirden ve kaderimden kaçabileyim. Ölüm'ün beni bulamayacağı bir yere, Samarra'ya gideyim."
Tüccar ona atını vermiş ve hizmetkarı atın gidebildiğince hızla, dörtnala oradan uzaklaşmış. Sonra tüccarın kendisi pazara gitmiş ve orada Ölüm'ü görmüş.
"Neden bu sabah hizmetkarımı gördüğünde tehdit ettin?" demiş. Ölüm şaşırmış: "O tehditkar bir hareket değildi ki. Ben çok şaşırdım, o şaşkın bir hareketti. Onu Bağdat'ta gördüğüme şaşırdım, çünkü onunla bu gece Samarra'da bir randevum vardı."
Eveet, bir dakika nefes molası... :)
Şimdi hayatımızda aldığımız kararların hepsini görseydik önümüzde... Nelerin nelere bağlandığını, şaşırır mıydık? O zaman bize çok kötü hissettiren şeylerin aslında ne kadar farklı sonuçları tetiklediğini görseydik mesela? Ama öyle bir senaryo elimizde yok değil mi? Hayatın da kullanma kılavuzu yok zaten; deneyimleyerek öğreniyoruz ama bazen kolaya kaçmak isteyip hemen kısa yolları hacklemek istiyoruz. Mümkün mü bu?
Belirsizlik toleransımız gittikçe düşüyor. Kontrol ihtiyacımız artıyor. İlişkilerimizde, işimizde, iletişimimizde, planlarımızda bilmediğimiz şeylerden kaçınmak istiyoruz. Bilmek istiyoruz, bilinmek istiyoruz, sevmek istiyoruz, sevilmek istiyoruz, haklı olmak istiyoruz, pişman olmamak ve zaman kaybetmemek istiyoruz. Bu yüzden de hayatımızı kontrol etmek ve mükemmel olmasını istiyoruz.
Peki mümkün mü?
Ben bu sorunun cevabını bilmiyorum; ama bildiğim bir şey varsa o da şu: eğer beynim fazla düşünmeye, oradan hareketsizliğe, sosyal çekilmeye, iletişimsizliğe, korkulara doğru ittiğinde, ben hareketi seçmeye karar veriyorum. Çok sevdiğim bir dostumun öğüdüdür bu. Hareketi seç!
Bundan 1 sene önce yapabileceğimi tezahür bile edemeyeceğim hayatı ve seçimleri yaşıyorum. Kader değil, seçim belki de… Tüm o dönemeçlerde verdiğimiz diğer kararlar. Tüm o çatallar. Yaşadığımız tüm acılar, tüm sinir, tüm üzüntü, tüm heyecan, tüm sevinç, okuduğumuz tüm kitaplar, izlediğimiz film ve diziler, çalışarak geçirdiğimiz tüm uykusuz geceler bunu mümkün kıldı.
Sizler de ne olur paylaşın, yazın, düşünün, sorun. Aradığımız cevap belki de hep burnumuzun dibinde ve biz o cevaptan o kadar korkuyoruz ki soruyu sormuyoruz.
"- And don't worry about the vase. - What vase? - Matrix"
Aklıma bu durumda Otostopçunun Galaksi Rehberi'ndeki son geliyor. Evrenin anlamını arayan insanlara verilen cevap neydi biliyor musunuz? 42.
İtiraf ediyorum, benim şirketimin adı da buradan geliyor: c42c ("see for to see", "coaching for creating change" de diğer anlamları :)
Önemli olan aradığınız cevaplardan ziyade sorduğunuz güçlü sorulardır. Güçlü sorular sorduğunuz ve istediğiniz cevapları aldığınız bir gün dilerim.
Sevgilerimle,
Gizem



Yorumlar