• Gizem Sahan

ADADA A(N)DA OLMAK!



Geride bırakmak istiyorum tüm siyahlıkları, tüm grilikleri ve tüm belirsizlikleri...

Zorunda olmadan, alarm kurmadan erken kalkmanın güzelliğini en son ne zaman yaşamıştın?

Dalga sesleri ve yaklaşan vapura eşlik eden martı mutluluğunu?

Hepimizin bilinçaltı denizin çakıltaşları gibi aslında, bilincimiz ne kadar berraksa dibi o kadar net görüyoruz ve o çakıltaşlarıyla belki de evrenin en güzel senfonisini oluşturuyoruz kendi iç dalgalarımızla.

Ya bunun farkında değilsen? Ya senin farketmeni istemiyorlarsa? Ya bunu farketmek için çok korkaksan? Ya...Ya...Ya...

Bunların sonu yok kardeşim, canım benim, evrenimin diğer parçası! Yapıver, yap, yap sen bakalım neler olacak?

Az önce sahilde çakıltaşlarının arasında bir "soğan" gördüm! Bir soğan?! Ne işi var onun orada bilmiyorum. Ama oraya ait olmadığından adım kadar eminim. İşte beynimiz de böyle çalışıyor, şekiller, durumlar ve yerler hakkında analiz yaparak ait olmayanın hemen farkına varıyor. Peki kendimizin o plazalara, saçma sapan muhabbetlere, gereksiz insanların olduğu bize hiç bir şey katmayan ve insanlığa katmadeğer sağlamadığımız "iş"lerimize ait olamadığımızı niye göremiyoruz? Çünkü bizi parayla susturuyorlar.

Ne farkımız var yalancı şahitlerden o zaman? Parasıyla benliğimizi, en kötüsü de zamanımızı satın aldığını düşündüğümde. Artık buna "dur" deme zamanı gelmedi mi sence?

Ürkek bir serçe kardeşliği bizimkisi. İlla ki bir güvence istiyoruz. Güven olmasa da olur ama güvence şart! Öyle mi güzel kardeşim? Peki tekrar bebekliğine geri dönsen ve doyasıya yaşasan bu hayatı? Hala aynı sıkıcı masanda oturup izin tarihlerini işaretliyor mu olurdun? Yoksa her gün kendine kendin olmak için "izin" mi verirdin? Bunları duymak istemiyorsun değil mi? Merak etme, duymaya hazır olan kulaklara benim sözlerim. Ve böyle buyurdu Zerdüşt...

Ve hayvanlar eşlik ederdi yolculuklarına, senin seçtiklerin değil, aksine seni seçenler ve seni sevenler. Sesleri pek güzel de değil hani, arada çığlık falan atarlar sebepsiz, ama insandan daha güzel hikayeler anlatırlar duymak isteyene.

Güzel bir çay koy hadi kendine, uzat ayaklarını, sabahın telaşından uzak bir yanında deniz tuzu, bir yanında sabah mahmurluğu...Sil onu gözlerinden kardeşim, sil onu benliğinden. Sen o mahmur olamayacak kadar değerlisin, ne zaman farkedeceksin?

Burada böylece durabilirim sanırım durabildiğim kadar. Bazen uzun bir maratona çıkmadan önce sadece durmalısın, hazırlamalısındır kendini.

Lodos geliyor der sonra sakin bir adam çayını tazelerken. Sen yağmur mu yağacak diye endişelendiğinde. Lodosun poyrazı sıkıştırması ne demektir bilir misin sen kardeş? Ben de bilmezdim ama adalılar bilir bunu. Yağmur yağmaya başladığında, şaşırıp kalırsın, ama onlar bilir!

Sonra neşeli bir adam "Ada Sahillerinde Bekliyorum" diye şarkı söylemeye başlar ve sen de kendi kendine mırıldanmaya başlarsın. Sonra bir çocuk taş sektirir yağmura aldırmadan.

Ve güneş! Güneş bir anne sıcaklığında yakalar seni, yüzüne doğar sen yağmur damlalarına karışmışken. Farkettiğin anda kendi gökkuşağını oluşturursun. Kendin gökkuşağı olursun!

İşte böyle zamanlarda yaşadığını hissedersin kardeş! Üzerinde yağmur, yanında buz gibi bira ve yüzüne çarpan deniz tuzu! Ve böyle zamanlarda minicik bir kedi, dev gibi bir köpeğe meydan okur yanıbaşında. Gülümsersin...

Ve inadına durursun. Rüzgara, yağmura aldırmadan. İnat etmektir çünkü bazen yaşamak, inadına yaşamak! İnadına meydan okumak, hatta bazen doğaya bile! Hatta bazen kendine bile meydan okumaktır yaşamak!

Saymazsın damlaları artık, neye yarar ki o damlaların ıslattığı her şeyi seviyorsan zaten, damla olmuşken kendi bulutundan.

Her zaman güneş açmaz kardeş, bazen fırtına olur, bazen lodos ve bazen esmese de gürler herkes. Tek yapabildiğin susmak olur, onların damla ol-a-madığını farkettiğin an. Susarsın, ve sessizce yarıştırırsın yağmur damlalarını camda...Kazananı yoktur, bilirsin...

Bir adam gelir sonra, elinde koca bir poşet, sahilde durup ufka bakar, öylesine umarsız. Ve bir anda o koskoca poşetten ekmek parçaları çıkarıp martılara atmaya başlar yağmura aldırmaksızın. Martılar uçuşur başında, o görev aşkıyla devam eder. Sonra o koskoca poşet ekmek biter, poşeti çöp kutusuna atar, oldukça vakur bir edayla şemsiyesini açıp sessizce uzaklaşır. Yüzünde takdir bekleyen bir ifade yoktur, hayır aksine normaldir bu onun için, hayattır!

Kendinin farkına varmak güzel bir his. Az önce sahile inerken eski bir ev gördüm, dışında hep özlü sözler. Hayalgücü beynin ereksiyonudur! yazıyordu mesela:) Vayyy be dedim içimden, fotoğraflarını çektim. Sonra bir dürtü içeriye bakmaya zorladı beni. Merak işte! O an içerisinin ne kadar köhne olduğunu gördüm..O da ne? Bir ölü kedi! Refleks olarak kendimi geriye çektim ama gözümün önünden gitmedi! Hala da gitmiyor...Dışarıdan bilge, zeki, akıllı, kültürlü görünen insanları düşündüm. Kendimi düşündüm... İçimizin aslında ne kadar köhne, hırpani ve çürümüş olduğunu...İçimizdeki ölü kedileri...Eski ilişkilerimizin leşleri duruyor hala içimizde ve biz onları taşımaya devam ediyoruz. O çürümüş, kokuşmuş leşleri!

Temizleyelim o halde, evimizi, içimizi, tamamen arındıralım bunlardan. Olmaz mı?

Peki bu kadar zor mu sence içindeki eskilerden kurtulmak? Kendini gerçekleştirmeni engelleyen zincirlerden, hayali prangalardan kurtulmak?

Bence değil, yapan yapıyor, onların nasıl yaptığının da önemi vardır mutlaka ama herkes kendi çözümünü/yolunu kendi bulmalı. öyle içselleşiyor çünkü ancak bu şekilde kalıcı oluyor çözümler. Ve ancak bu şekilde ilerleyebiliyoruz.

Kabak çekirdeğini bilirsin değil mi kardeş? Çok güzellerdir, ama nedense en son yediğinin tadı çok acıdır ve sen o tadı bastırmak için hemen bir tane daha yemek istersin, altta kalanlara bakarsın hemen ufak bir tane olsun var mı diye. İşte ilişkiler de böyledir, hep o acı tadı silmek istersin ağzından.

Bu anda asıl sorman gereken soru şu: Gerçekten ilerlemek istiyor muyum?

Gerçekten seni bu sözde gerçekliğe bağlayan engellerinden kurtulmak istiyor musun?

Mutlu ve başarılı olmak istiyor musun?

Mutlu olmayı hak ettiğini düşünüyor musun?

Hayatını daha iyiye doğru değiştirmek istiyor musun?

Peki bunun için ne yapman gerek?

Hazır mısın?

Eğer "evet" diyorsan, direnme boşver kabul et. Kabul et bakalım neler olacak. Derin bir nefes al ve yola devam et. Sonra sanki ait olduğun yere dönmüş gibi hissediyorsun, içinde mutluluk barındıran.

Bir şey olmamaya çalıştığımız an içsel kaynaklarımızı tüketiriz. Aynı senin gibi biri çıkar sonra bir anda, kendini görmen için gelir ya da sen onu bulursun kendini bulduğunda. Ve paylaşırsın. Ama korkarak. Çünkü sana korkmayı öğretmişlerdir, saklamayı da! "Umrumda değil"?! demek korkakların işidir kardeşim. UMRUNDA olmalı, umursamalısın bir şeyleri, yoksa başkaları gelir ve senin adına kararlarını alır. Sen ise hiç istemediğin bir ortamda, hiç istemediğin hislerle birlikte kalakalırsın ortada.

En azından biraz düşün ne olur, biraz farkına var böyle gitmeyeceğini. Ve sen değiştirmezsen eğer, senin YERİNE değiştireceklerini...

Seni seviyorum kardeşim!

Gizem


0 görüntüleme

Kültür Mahallesi No:18, Etiler - İSTANBUL

05447613082

gizemsahan@gizemsahan.com

 

this web site (www.gizemsahan.com)  is proudly designed by ©gizem şahan 2014 - 2020 all rights reserved