Kültür Mahallesi No:18, Etiler - İSTANBUL

05447613082

gizemsahan@gizemsahan.com

 

this web site (www.gizemsahan.com)  is proudly designed by ©gizem şahan 2014 - 2020 all rights reserved

 

  • Gizem Sahan

ODAK-LAN-A-MIYORUM!!!

En son güncellendiği tarih: 11 Haz 2019


"Her sabah Afrika’ da bir ceylan uyanır. Kafasında tek bir düşünce; en hızlı koşan aslandan daha hızlı koşabilmek…Yoksa aslan tarafından yenecektir. 

Her sabah Afrika’ da bir aslan uyanır. Kafasında tek bir düşünce; en yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşabilmekYoksa açlıktan ölecektir…

Aslan da olsanız, ceylan da olsanız güneş doğduğunda bilmeniz gereken dünden daha HIZLI koşuyor olmanızdır. 

Aksi takdirde ertesi gün olmayacaktır."



Özellikle tatil dönüşlerinde, aynı anda birden çok şey yapmamız gerektiğinde, ya da her sabah sağlıklı bir alışkanlık oluşturmak, kendimizi geliştirmek istediğimizde odaklanmak ve devam edebilmek en büyük sorunlarımızdan biri. Ama biz ne aslanız ne de ceylan, biz insanız, homo saphiens. Birisi kovalamasa da keyiften koşan türüz. Aynen şu şekilde:)




Her dakika titreşimle elektrik çarpmış gibi kendimize eziyet ettiğimiz cep telefon bildirimlerimiz, youtubedan önemli bir bilgi izlerken bir anda estetikli ünlüler ya da Justin Bieber'ın annesine nasıl bağlandığımızı anlamadığımız bir dünyada yaşıyoruz. Ama bir yandan da ertesi gün iş olduğunu bilmemize rağmen bir anda dizinin 5 bölümünü bitirip gece 3 e kadar odaklanıp oturabiliyoruz değil mi:) Yok canım siz değil, bir arkadaş:)


O zaman konu odaklanamamaktan ziyade, sadece bize zevk veren şeylere odaklanmak diyebiliriz. Bunun beynimizde sağlanan dopamine - başarı hormonuyla da bir alakası var tabii ki, aynı şey online alışveriş yaptığınızda da devreye giriyor. Taa ki kargoyu elinize alıp aslında o kadar mutlu olmayıp, 'neden aldım ki bunu?!' diye kendinizi suçlayana kadar. O zamana kadar oyalanıyoruz, kendimizi kandırıyoruz ve iyi hissetmek istiyoruz.



Bugün size naçizane bu çılgın kalabalıktan uzakta nasıl biraz daha verimli, üretken ve tatmin yaşayabileceğimden bahsedeyim dedim ne dersiniz? Kendi hatalarımdan da yola çıkarak tabii ki. Bir de bu konudan muzdarip çok zeki ve yetenekli danışanlarımdan edindiğim tecrübeleri, araştırmaları ve izlediklerimi/okuduklarımı harmanlayayım ve sizinle paylaşayım istedim.


Biraz uzun olabilir ama ne olur en fazla 10 dakikanızı alacak, biraz odaklanalım mı ne dersiniz? Söz, sizi sıkmamaya çalışacağım elimden geldiğince.



Hadi o zaman başlayalım:)


1. Odaklanmak Neden Bu Kadar Zor?



"Derin düşünüş, odaklanmış bir zihnin sürdürebilmesini gerektirir. Dikkatimiz ne denli dağınıksa, düşüncelerimiz o denli sığlaşır; benzer bir biçimde, düşüncelerimiz ne denli kısa süreliyse, o kadar sıradanlaşabilir."

Texas Üniversitesi Beyin Sağlığı Merkezi’nden Dr. Sandro Chapman’a göre; aynı anda birçok farklı işi yapmaya çalışmak yüzeysel düşünmeye ve gereksiz bilgileri elemekte zorlanmaya neden oluyor. Uzun süre buna maruz kalmaksa entellektüel kapasiteyi azaltıyor.


Bildirimlerinizi mümkünse azaltın, her şeyi hemen bilmek zorunda değilsiniz. Ben özellikle telefonumu sessizde kullanmaya başladım eğer odaklanacak daha başka işler yapıyorsam, titreşim modunu da tamamen kapadım. İnanın insanın kendine Çin işkencesi gibi bazen bu titreşim dıtt dıtt uykunuzda, yürüyüşte, sinemada, sürekli sizi alarm durumunda tutuyor, kapatın bunu inanın rahatlayacaksınız. Çünkü 1 sn ilk odak kaymasını toparlamak için sonra 15 dakika uğraşabilirsiniz.


Tuhaf ama Firefox ve Chrome kullanıcılarının Internet Explorer ve Safari kullananlardan daha iyi çalışanlar olduğuna dair somut kanıtlar var. Ayrıca aynı işte %15 daha uzun kalıyorlar. Neden? Teknik bir avantaj değil. Dört tarayıcı grubunun yazma hızları ve bilgisayar bilgileri aşağı yukarı aynı. Internet Explorer veya Safari kullanıyorsanız bunlar, bilgisayarınızda yüklü geliyorlar. Siz de size otomatik olarak sunulan seçeneği kabul ediyorsunuz. Ama Firefox veya Chrome kullanıyorsanız, size sunulandan şüphe etmişsiniz ve farklı bir seçeneği araştırmışsınız, araştırmacı olup yeni bir tarayıcı indirmişsiniz demek.

Tabii ki bu işinde daha iyi olmak için tek yapman gereken tarayıcını değiştirmek demek değil.

Asıl mesele, sana sunulanı sorgulayıp daha iyi bir seçeneği araştırıp araştırmadığın.


Geçmişe odaklanıp depresyon, gelecekten fazla endişelenip anksiyete yaratıyoruz. Olayları ve anılarımızı sağlıklı bir biçimde yorumlayan çok az kişi var aramızda. O yüzden herkesin o güzel beynine, hayat tarzına, isteklerine, nerelerde tıkandığına, geçmişine bakarak bir yol haritası çizmek ve planlamak çok daha anlamlı. Çok daha etkili ve çok daha uygun. Ama o kadar vaktimiz ve kararlılığımız olmadığı için, ben de dahil çözümü kendimizde ya da internette arıyoruz. Oysa ki insan insana bağlantıyla problemleri çözmek çoğu zaman vakit kazandırır. Bir uzmandan destek istemek. Aynı tip sorunla 6000 kere karşılaşmış birinin tecrübesini yabana atmamak gerekir.

2. Sadeleş



''Sadelik en yüksek gelişmişlik düzeyidir.''  - Leonardo Da Vinci

Şu an en büyük sıkıntı bu, o yüzden CEO'lar inzivaya çekilip teknoloji detoksu yapıyor. Çok fazla uyaran var, insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar. Beynimizin bu kadar fazla uyaranı değerlendirme konusunda evrimini tamamladığını düşünmüyorum. En azından kullanabildiğimiz kapasitesini sağlıksız bir şekilde zorluyoruz bu da bizde panik, depresyon, pişmanlık, hep geç kalmışlık hissi, FOMO (fear of missing out), anksiyete gibi sorunlar doğuruyor. Hayatımızı biraz sadeleştirmek en kısa vadeli iyi sonuçlar doğuracaktır.


Birçok kişi dışarıdan kendinden emin gözükmesine rağmen bizimle aynı korkuları ve çekinceleri yaşıyorlar. Sadece bunlarla farklı şekilde baş ediyorlar.

Yeni bir fikir ya da değişim aşamasındayken hepimiz şüpheye düşebiliriz. Fakat bu gibi durumda iki tür şüphe ortaya çıkıyor: Kendinden şüphe ve fikirden şüphe. Kendinden şüphe donup kalmamıza neden olur. Ancak, fikirden şüphe enerji verir. Deneme yapmamıza, test etmemize, ve tekrar tekrar denememize. Zaten ilk birkaç deneme her zaman kötü olabilir, her şeyde mükemmelliği ararsak çoğu şeyi bitirmeyi bırakın başlayamayız bile. (ne demişler, DONE is better than perfect)


Yunancada esrik (ecstatic) kelimesi kısaca bir şeyin kenarında durmak anlamında. Ve böylece esasen alelade günlük rutinlerinizi yapmadığınız zaman hissettiğiniz bir zihin durumunun benzeri haline geliyor. Yani esriklik esasen bir alternatif gerçekliğe adım atmak oluyor. Tıpkı bir sanat eserinin karşısında gözlerinizin dolması gibi.

Çok sıkıcı işim var Gizem, ne sanatı dediğinizi duyar gibi oluyorum ama bana güvenin bu konuda. Bir sanatçı gibi yapın işinizi, her ne yapıyorsanız. Bu duyguyu sizden almalarına izin vermeyin.

Picasso’nun çok sevdiğim bir sözü var. “Her çocuk bir sanatçıdır, sorun büyüdüğümüzde nasıl sanatçı kalabileceğimizdir."

Kendi hoşunuza giden bir şeyini bulun lütfen yoksa hayat kendimizi hapsettiğimiz bu pesimistik tabloda sıkışıp kalmayacak kadar değerli. O tabloya biraz sarı, biraz yeşil eklemekten bir zarar gelmez, hatta belki çok daha iyi gelir size. İnanın, geliyor.


2. Tükenmişlik Sendromuna Karşı Aman Dikkat


“Cevabını bilmediğiniz bir soru sorulduğunda, bilmediğinizi söyleyin. Dürüst olun. Ve sonra sadece devam edin, “Ama bildiğim şey şu ki…” Rashid Johnson bana bunu öğretti. Bilmediğini itiraf etmek ve bu konuda kendine güvenmek inanın çok büyük bir rahatlama. ”- Kennedy Yanko

Çoğu insan 25'inde ölür, 75 inde gömülür diyen yazarı haklı çıkarmak mı istiyorsun? Bu yaşta? Yapma ne olur. Sen çalışmaktan, akıllıca çabalamaktan, kendi düzenini oluşturmaktan vazgeçme. Onların düzenine gir çık ama kendi düzenin de mutlaka olsun. Bu zamanlarda da kendin için, o sana heyecan veren gelecek için çalış. Çalış diyorum çünkü düşüncede kalan şeyler görülmez, duyulmaz, bilinmez. Bir noktada kendini açman gerekecek. Ve inan bana hiç korktuğun gibi olmayabilir yeterince iyi hazırlık yaparsan. Bu fikirlerden kendimizi azat etmemiz gerek.Tabii ki söylemek yapmaktan daha kolay.


"Sakin geçmişin dogmaları fırtınalı bugün için yetersizdir.” demiş Abraham Lincoln. Peki ya korkuyu ne yapacağız? Odaklanan başarılı insanlar da korku duyarlar. Düşmekten korkarlar, ama onları bizden ayıran denememekten daha çok korkmaları. Onlar, tıpkı bir şirketi batırmak gibi şirket kurmamanın da başarısızlık olduğunu bilirler. Bilirler ki, uzun vadede en büyük pişmanlıklarımız yaptıklarımız değil yapmadıklarımızdır. Cesaret edemediklerimiz bizi esir alıyor ve onları yeniden yapmak istiyoruz. Kafamızı hep meşgul ediyor yarım kalmış şeyler. (Zaigarnik etkisi yazımı hatırlarsınız) İş hayatındaki insanlara en büyük fikirlerini, en önemli görüşleri sorulduğunda %85'i seslerini yükseltmek yerine, sessiz kaldıklarını söylediler. Kendilerini utandırmaktan, aptal gözükmekten korktuklarını söylediler.


3. Zorunda Mıyım?


Kişilerle ilişkilerimde, olmadığım bir şeymiş gibi davranmanın, uzun vadede, faydasız olduğunu gördüm. Aslında öfkeli ve eleştirel olduğumda sakin ve sevimli görünmenin yararı yok. Cevabını bilmediğim soruların cevabını biliyormuşum gibi yapmamın bir faydası yok. O anda o kişiyi hasım olarak görüyorsam onu seviyormuş gibi davranmamın faydası yok. Korkmuşsam ve kendimden emin değilsem, her şeyden gayet eminmişim gibi davranmamın bir yararı yok. Hastaysam iyiymiş gibi davranmamın bir faydası yok. - Carl Rogers

Meşhur (ve maalesef merhum) Dilberay ve Cüneyt Özdemir'in canlı yayın konuşması geldi aklıma, ne samimi ne candandı. Hayat zaten yeterince zor, onu daha da zorlaştırmanın ne gereği var? Zorunda mıyım? Zorunda mıyız? Değiliz tabii ki.


Maslow'un yıllar önce söylediği "Eger elinizdeki tek alet çekiç ise, herşey çivi gibi görünmeye başlar" Belki de artık daha büyük bir alet kutusuna geçme zamanı geldi, değil mi? Belki de artık sadece kolayca ölçebildigimiz, elle tutulur şeyleri ölçmeye yarayan aletleri değil fakat gerçekten hayatta deger verdigimiz şeyleri ölçen elle tutulamayan şeyleri ölçen bir alet çantasına geçme zamanı geldi.


Yeterince iyi olmadığını, doğru okula gitmediğini, yeterince zeki olmadığını, tembel olduğunu, yeterli paraya sahip olmadığını, sıradan olduğunu düşünüyor olabilirsin. Her sabah aklında bu düşünceyle uyanıp, gece yatağa bitkin bu şekilde giriyor olabilirsin. Başka biri seninle böyle konuşmaya cüret etseydi onunla ilişkini çoktan kesmiştin, peki bu kendi iç sesini de biraz susturmaya ne dersin? Japonların çok sevdiğim ilkesi İKİGAİ'yi yine hatırlatmak isterim: sabahları yataktan kalkma sebebin. Her sabah kendi enerjini düşürmek yerine alarm çaldıktan sonra sadece bir kaç dakika kalıp günü daha olumlu planlamak mesela? Headspace diye bir app kullanıyorum ben sabahları ve akşam yatmadan sadece 3 dakika bel odaklanmak çok iyi geliyor, naçizane tavsiye ederim.


4. Boş Bırak!


"Bilim, bilgi ve cehaletin sınırında ilerler. biz bilmediklerimizi itiraf etmekten korkmuyoruz; bunda utanılacak bir şey yok. Utanılacak tek şey, tüm cevapları biliyormuş gibi davranmamızdır." Andy Weir

Bir kaç sene önceki YGS birincisinin söylediği hala kulağımda. ‘Benden önceki birinciler yok sinema, yok sosyalleşmek diyorlardı. Ben mi? Ben yalan söylemeyeceğim. Ben hayvan gibi çalıştım!’


Çok sert, çok dürüst değil mi? Çok da gerçek? Ama biz bunları duymak istemiyoruz ki artık, bizler pembe yalanlar duymak istiyoruz, kısa yoldan başarı elde edileceğini duymak istiyoruz, kendimizi kandırmak istiyoruz.


Ben sizi hiç kandırmayacağım öyle bir yol yok. varsa bile sürdürülebilir değil, günü kurtarırsınız bu mentaliteyle sadece. Ben de part time danışman, part time koç, part time eğitmen, part time yazar, part time arkadaş, part time teyze, part time küçük kardeş, part time kız çocuğu, part time filozof, part time konuşmacı, part time tasarımcı, part time marketing, part time proje yöneticisi, part time stratejist, full time futurist, full time girişimci, full time idealist, full time düşünür, full time kedi bakar/sever (!) olarak 7/24 haftamı planlamaya çalışıyorum. Kendi kuyruğumu ısırmadan, aşağıdaki gibi olduğumu farkettiğimde durdum, düşündüm ve hayatımı/zamanımı tekrar organize ettim. Çünkü neden sadece yılan oyunu gibi bu dikdörtgene sıkışıp kalmak zorunda olayım ki? Bu çok yorucu!


Neden biliyor musunuz? Ben şimdiye kadar girdiğim hiç bir sınavda boş bırakmadım. 37 yaşındayım. HİÇ BİR SINAVDA(!)


Anadolu Lisesi, Fen Lisesi, ÖSS, ALES, TOEFL, düşünebildiğiniz kadar işte. Ben neye inanıyordum, neye inandırılmışım daha küçücük yaşta? "Boş bırakmak aptallıktır. Ben nasıl olur da bunu çözemem !" Ne demek bu biliyor musunuz? İnat etmek demek, beyni boş yere yormak demek. Tükenmek demek. Zaman kaybı demek. Kafayı gidip gidip aynı duvara toslayarak duvarın yıkılacağını sanmak demek. Bazı insanlar ve durumlar da aynen böyleydi benim için. O problemleri çözmek için inat ettiğim, kurtarmaya çalıştığım çok oldu. Ama sonunda onlar aynı tas aynı hamam bencilce hayatlarına devam ederken olan bana oldu. Yoruldum, enerjimi ve ilhamımı yitirdim. Umudumu da. Kendime güvenimi de...


Sonunda kendimi küçültüp o duvarda boşluk bulup karşıya geçmek yerine, kendimi Alice Harikalar Diyarındaki gibi büyütüp o duvarın üzerinden atladım. İyi ki de atlamışım. Çünkü onlar gerçek problem değildi (miş) Kendini saklayan problem mi olur yahu, yanlış soruymuş işte, eksik soru. Ve ben hayatımı ilk defa BOŞ bırakmayı seçtim. 37 yıldan sonra ilk defa. Oh be! Siz de deneyin gerçekten baya boş, rahat değişik bir his. İnanın bana herkes, her durum, her problem senin ilgini ve odağını hak etmiyor.


İşe yaramayan insanları/alışkanlıkları/fikirleri bırak. Kendine ve yapmak istediklerine yer aç. BOŞ BIRAK!


5. Her Şeyi Bilmiyorsun (Henüz)




"İnsanoğlu'nun ulaştığı noktada, bilimsel görüşlerin son noktaya ulaştığını, son zaferlerimizi elde ettiğimizi, doğada çözülecek herhangi bir gizem kalmadığını keşfedilecek yeni dünyaların tükendiğini düşünmek kadar ölümcül birşey yok." - 19. yüzyılda yaşamış bilim adamı olan Humphrey Davy

Başarısız olacaksınız, çünkü yeni bir bahane icat edeceksiniz, harekete geçmeyi başarısız kılacak bir bahane ve ben bu bahaneyi çok defalar duydum inanın. "Evet, harika bir kariyer sürdürebilirdim ama ben insan ilişkilerine başarıdan daha büyük önem veriyorum. Herkes beni sevsin istiyorum. Harika bir arkadaş olmak istiyorum. Harika bir eş olmak istiyorum. Harika bir ebeveyn olmak istiyorum ve ve bunları harika bir başarı için kurban etmeyeceğim." Gerçekten mi?


Biliyor musunuz bir gün ne olacak, ideal aileye, size? Bu çocuk bir gün size gelecek ve şöyle diyecek: "Ne olmak istediğimi biliyorum annecim/babacım. Büyüyünce ne olacağımı buldum!!" Çok mutlusunuz, çünkü bu sizin duymak istediğiniz birkonuşma, çünkü çocuğunuz matematikte çok iyi ve biliyorsunuz ki söyleyeceği şeyi çok seveceksiniz. Çocuğunuz şunu diyor: "Karar verdim ki ben bir palyaço olmak istiyorum. Çocukları eğlendirmek istiyorum, onlara sihir numaralarını sergilemek istiyorum."


Ve siz ne diyorsunuz? Ne diyebilirsiniz? "Hmm, bu riskli, yavrum. Olmayabilir. Bundan çok para kazanamayabilirsin. Gerçi sen bilirsin, ben karışmam, yavrum ama bunun hakkında tekrar düşünmelisin çocuğum, matematikte çok iyisin, başka alan seçmeye ne dersin?

Ve çocuk sizin konuşmanızı keserek "Ama bu benim hayalim. Benim hayalim bunu yapmak." diyor. Ve ne diyeceksiniz? Ne diyeceğinizi biliyor musunuz? "Bak çocuğum. Bir zamanlar benimde bir hayalim vardı ama..."


Ve "ama"yla başlayan cümlenizi nasıl bitireceksiniz? "Ama.. Benim de bir hayalim vardı çocuğum ama onu takip etmeye korkuyordum." Ya da ona şunu mu söyleceksiniz? "Bir zamanlar bir hayalim vardı çocuğum. Ama sonra sen doğdun."


Gerçekten de bu kartı ona karşı kullanıp onu gelecekte travmalara sürüklemek istemediğinizi biliyorum. Çocuğunuz size "Bir hayalim var." dediğinde söyleyebileceğiniz bir şey vardı. Bu çocuğun yüzüne bakabilir, ve diyebilirdiniz ki, "Peşinden git, çocuğum, tıpkı benim yaptığım gibi." Ama bunu söyleyemezdiniz, çünkü bunu yapmadınız. Dolayısıyla söyleyemezsiniz.




Varsayımsal çocuk ve sohbetimizi bir kenara bırakırsak siz ne demek istediğimi çok iyi anladınız. Keşke dememek için, bugünden, ne dersiniz? Kurallar sınırlardan doğar. Çoğu insan “güvenli” oynamak ister. hatta oynar da. Yüzmeyi sevdiğini söyler, nasıl yüzülmesi gerektiğini anlatır. Hatta bir sürü teknikten de bahseder. Vay canına ne kadar da iyi yüzmeyi “biliyor” dersiniz. Bir de bakarsınız ki, kumsalda. Kumsaldan çıkmamış. Denize girmekten korkuyor.


Köpekbalıklarıyla dolu bir denize uçaktan atlamaktan bahsetmiyorum. En azından bir ayağını suya sokup denemekten bahsediyorum.


Aynı milli takım kazanınca biz de kazanmışız gibi, spikerin gol sevincini ben de sizinle paylaşacağım, söz:)



6. Reddedilmeye Odaklanma, Sorumlu Ol ve Kendine Meydan Oku


Yapabileceğini düşünen yapabilir, yapamayacağını düşünen yapamaz. Bu değişmez ve tartışılmaz bir kuraldır. - Pablo Picasso

Stephen King’in en ünlü ve ilk kitabı Carrie 30 kez reddedildi. King kitabın ilk sayfalarını attı. Karısı çöpe gitti, onları kurtardı ve yazmaya devam etmesi için onu ikna etti. Beatles, “gitar gruplarının yolun sonunda” olduğuna inanan Decca Records tarafından “Beatles'ın gösteri dünyasında geleceği yok” denilerek reddedildi. Monet, Paris Salon sergilerinden yıllarca reddedildi. Aynı şekilde Van Gogh yaşarken hiç tablosunu satamadı.


İşine, geleceğe, yapacaklarına odaklanmak yerine biz hemen fazla düşünme maymun beyne girip felaket senaryoları çiziyoruz. Bu konuda üstümüze yok. Tabii ki evrimsel olarak kendini böyle sabotajlayan başka tür de yok.


Kontrol aslında o kadar da kötü bir şey değil, çünkü kontrol edebildiğin koşullar altında kendini rahat hissedersin ama çok heyecanlı değil. Meydan okuma ve risk yoktur çünkü. Rahatlarsın. Sonra duyarsızlaşma gelir. Bir şey yapıyormuş gibi hissetmezsin, yeteneklerini kullanmazsın, meydan okuma yoktur. Ne yazık ki, birçok insanın deneyimi duyarsızlıkta.


Okurken değil de çalışırken daha çok kıskanıyoruz sanki birbirimizi, benimle aynı okuldan mezun, aynı işi yapan biri senden önce terfi alıyorsa canın sıkılıyor, moralin bozuluyor. Hatta senden sonra şirkete giren biri senden önce terfi alırsa da yaşanıyor bu. Ama herkes kıskanmıyorsun, bazılarını daha çok kıskanıyorsun değil mi? Hatta adına kıskanmak da diyemiyorsun, öylece içinde patlıyor.


Bu yüzden metafizik öğelere daha fazla önem verilmeye başlandı günümüzde, ya da spiritüel. Hem akıl çağını, hem de akıldışılığı yaşıyoruz aynı anda. Çünkü benim başıma gelen talihsiz şeyler benim suçum olmamalı. Ben ezik değilim. Başka bir açıklaması olmalı. Tabii ki merkür retrosundan. (!)



Ama unuttuğumuz bir şey var, hak eden daima yükselmiyor. Başarısızlıktan korkuyoruz. Sadece mal varlığımızı, maaşımızı, statümüzü kaybetmekten değil, asıl başkarı bizi yargılayacak ve bizimle alay edecek diye de korkuyoruz. Ve insanlar acımasızdır. Alay ederler. Peki başarılı biri nasıl olur? Hemen arkanda oldukça başarılı biri var desem onu nasıl tasvir edersin? Çok zengin? Ünlü? Başarılı bir şekilde yaşamaya dair düşüncelerimiz bile bize ait değil. Babamızdan, annemizden, arkadaşlarımızdan, televizyondan, reklamlardan, sosyal medyadan sürekli bombardıman altında bilinçaltımız. Ve bizler kendi başarımızın tanımını yapamıyoruz. Oysa ki her birimizin kendine ait tanımları olmalı, ve bunu düşünmeye hemen başlamalıyız. Kendi fikirlerimize ve tutkularımıza odaklanmalıyız, onların gerçek sahibinin biz olduğundan emin olmalıyız.


7. Küsme, Alınma ve Kıskanma



Ne sebeple olursa olsun hatanızın üzerinde kara kara düşünmeyin. Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir. - Aldous Huxley

İşte bu en tehlikeli 3lü. Enerjinizi bu üçlü kadar aşağı çeken çok az şey var (kendini suçlama, pişmanlık ve suçluluk da katılırsa tam bir mahşerin 5 atlısı olurlar aslında)


Sosyal medyada gördükleriniz, kolay yoldan para kazananlar, kolay yoldan kilo verenler, aşkı ve sevgiyi kolayca elde edenler, hiç yalnız kalamayıp arkadaşlarıyla sevdikleriyle her gün buluşanlar, zekalarıyla ters orantılı para kazanan fenomenler, hangi birinden kaçabilirsiniz ki? Bir de üzerinize alınmayın ama 'bu okulu boşuna mı okudum' diyerek sadece mezun olunan okulun yeterli olduğunu düşünüp, küsüp iş aramaktan ve kendini geliştirmekten vazgeçenler var. Kurumsalda ise hiç haketmeyen insanların terfi ve zam alırken senin alamaman. Haksızlık değil mi? Haklısın haksızlık. Peki sen ne yapacaksın bu haksızlığa karşı?


Küsüp, dedikodu yapıp köşene çekilip, işi yavaşlatıp, yöneticine trip mi atacaksın? Böyle yaparsan eminim ki bir sonraki performans değerlendirmende B alabilirsin. Alabilir misin gerçekten?

Hayat bazen akıntıya karşı yüzmek, alabalıklar gibi, somon balıkları gibi. Akışa bıraksalardı kendilerini soyları şimdiye kadar tükenmişti. Sen akıntıya karşı yüzecek enerjiyi topla lütfen. Hemen.


Diğer tüm “kötü insanlar” ın kazanması çok kötü. Maalesef ünü, parayı ve aşkı elde ediyorlar! Sponsorlarının olması, ailesinin zengin olması, daha iyi okullara gitmesi, zengin biriyle evlenmesi, daha iyi görünmesi, daha gür saçlarının olması, daha ince ayak bilekleri olması, daha sosyal olması, tanıdıklarının olması, daha iyi bağlantıları olması veya bağlantılarını, ağ kurma becerilerini ve eğitimini kullanmaları çok kötü.


Sizin de içe dönük olmanız, utangaç olmanız çok kötü öyle değil mi?


Size bir sır vereyim. Çoğu insan kendini göstermek ve ifade etmede çekingen ve beceriksizdir. Ben de grup buluşmalarına, kalabalık gece partilerine katılmaktan hazzetmem. İçim sıkılır. Küçük, anlamsız muhabbet de edemem. Hepimiz elimizden gelenin en iyisini yaparız. Ancak kendinizi izole etmeniz de işinizi daha iyi hale getirmenin bir yolu değil ve ortaya çıkmazsanız da oyundan çıkarsınız maalesef. O yüzden hadi bunun üzerine çalışıp işe koyulalım!


8. Kendini Korumayı Öğren



Beslenmene, sağlığına, uykuna dikkat et. Hep gitmen gereken ama ertelediğin o doktora git lütfen. Çünkü aklımız neremiz ağrıyorsa oraya kolayca kayar. Ve sonra gelsin kendini suçlamalr, korkular, endişeler. Kendini rahatlatmak için sorunu çözmek yerine sorundan uzaklaşmak için uyuşturma lütfen. Inkar etme kaç yaşındasın artık çocuk gibi davranmaya pek de gerek yok değil mi? Özellikle de sağlığın konusunda. Neyi sevmediğin, en az neyi sevdiğin kadar önemlidir.


Hayatta bazı günler Alainesse Morisette’in ’ironic’ şarkısında gibi hissederiz. (Hemen bu linkten dinleyerek okumaya devam edebilirsiniz. Sizi bilmem ama itiraf edeyim, 90 ların şarkılarını dinlemek hala bana heyecan ve enerji veriyor. Sizin de kendinizi iyi hissettiğiniz dönemlerdeki şarkılardan oluşan bir müzik listesi yapmanız, podcast veya audiobook dinlemeniz kendinizi çok daha iyi hissettirecektir.


Genel olarak, eleştiriye açık olmalısınız, ama aynı zamanda kalın bir kabuk, bir zırh da geliştirmelisiniz. Ve unutmayın, zaten siz kendi hakkınızda kendinize, başkalarından 100 kat daha acımasız şeyler söylüyorsunuz, eminim ve de umarım ki, onlar o kadar da acımasız olmayacaklardır. Siz yaratmaya devam edin. Bir istiridye gibi, dışarıdan korunaklı içeride bir kum taneciğini inci yapmaya çalışarak.


Çünkü hem finansal, hem fiziksel hem de mental olarak kendini koruyarak geleceğine yatırım yapmaya başlamak önemli. Bundan 10 sene sonra hala çalışabilecek gücün olsun, hala para kazanabilecek yeteneklerin olsun. Ve bunun için bugünden itibaren farklı bir dalda da uzmanlaş için çalışmalara başlayabilirsin. Paraya odaklandığın kadar olasılık ve fırsatlara da açık ol. Neyin daha fazla para getireceğine dair stratejilerin olsun.


9. Rutinler Önemlidir



Rutinler iyidir. Rutinler seni yolda tutar. Rutinler senin saçmalamanı engeller. Rutinler kendine iyi bakmanı sağlar. Birçok yaratıcı insanda görülen şey ise, çabuk başlamaları ama yavaş bitirmeleri. Tabii bitirebilirlerse. Netflix ve pizza bir rutin değil üzgünüm ama harika bir kaçış planı:) Benim de kaçış planım. Black Mirror son sezonunu izledim bile ki çok severim. Chernobyl mini dizisini de o kadar ertelememe rağmen izledim tatilde.


Geçtiğimiz sene de Kiev’de tura katılacaktım ama hala radyasyon yaydığı için vazgeçip müzesine gitmiştim. Beni çok etkiledi. Çünkü benim için çok özel bir anlamı var Çerbobil’in. 1986’da yani ben 4 yaşındayken gazetedeki haberi okumuştum ve ailem okuma yazma bildiğimi o zaman farketmişlerdi. Çünkü ben artık çay içmeyeceğim çocuklarım sakat doğar dediğimde beni anlamamışlar sonradan farketmişler, 26 Nisan 1986, 4. Yaş günümden 4 gün önce. O günden lise sona kadar çay içmedim. Düşünün fen lisesi yatılı okulda çay içememek, büyük boşluk:) Geçmiş o kadar da uzak değil, bazı rutinler hayat kurtarır, farkına varmamız gerek.


Sağlıklı rutinleri arttırmak kadar, sağlıksız, sana iyi gelmeyen utinlerden de kurtularak odağını arttırabilirsin. Artık beynine iyi gelmeyen hayat tarzını da sorgulayabilirsin.


İş dışında kendine her gün 30 dakika ayırarak bir şeylere başlayabilirsin, sonraki haftalarda 1 saat, sonra 2 saat...yapabildiğin kadar her gün hayatına sağlıklı rutinler ekleyebilirsin. "ben buna #3güzelşey diyorum. Gün içinde aklına geldikçe o saate kadar başına gelen, yaptığın 3 iyi hissettiren şeyi yaz. Her akşam o günün önemli şeylerini, sana neler hissettirdiğini yazmaya çalış, ertesi günü hayal et, o haftayı, o ayı, yapmak istediklerini yaz. Artık çoğu terapist, performans koçları ya da işe alımlarda bu teknik kullanılıyor. Şimdiden pratik yap bak ne kadar rahatladığını ve hızlı kararlar verdiğine inanamayacaksın. (tabii ki benim gibi fazla düşünenler için en iyi terapi yazmak)


10. Anlat. Yaz. Paylaş.



Preferably commune in person, but online is more than fine. It doesn’t matter where you live: big city, small city, little town. You will fight and love together; you will develop new languages together and give each other comfort, conversation, and the strength to carry on. This is how you will change the world—and your art. - Jerry Saltz

Kimlere ihtiyacınız var? İhtiyaç duyduğunuzda arayacak biri var mı hayatınızda? Acil durumlarda aranacak kişiler belli mi? Değilse, hemen yapın 3 kişiyi ekleyin acil durumda aranacaklar listeye. Yahu tüm taşıtlarda 'acil durumda basınız' düğmesi var, bizim neden olmasın?


Derdini anlat. Tüm sorunlarını kendi başına çözmekten yorulmadın mı gerçekten de? Karşında anlattığın kişiden mutlaka bir şey öğrenirsin, ne kadar saçma bir şey söylese de farklı bir bakış açısı belki de tek ihtiyacın olan şey. Ya da anlaşılmak, dinlenmek, çözmek, rahatlamak, ilham dolmak, enerji ve keyfinin yerine gelmesi.


CVni hazırlarken çok mu zor geliyor? Sıkılıyor musun? Üşeniyor musun? Kendini anlatmak zor mu geliyor?


“Zaten o kadar da o kadar başarılı değilim. İyi bir liseden ya da üniversiteden mezun olmadım. Yüksek lisansım da yok. Acaba MBA mi yapsam? Hep küçük, adını kimsenin duymadığı yerlerde çalıştım. Neden beni seçsinler ki?”

Hakikatten, neden seni seçsinler, öyle mi? ÖYLE DEĞİL!


Bu sistemi hacklemenin bir yolu var. Hatta birden fazla yolu. Ve bunun merkezinde de SEN varsın. Kendi olasılıklarını sen yarat, yaratırken de destek al. Sor bakalım diğerler nasıl yapmış. Sana tavsiyeleri var mı? Araştır, yaz, izle, dinle.


CV ni değişik ve alışılmadık şekilde yapabilirsin. Üniversiteden bir arkadaşım Google Maps ile yapmıştı CV sini ve oldukça ses getirmişti. Bir aday iş görüşmesinden önce doğmamış çocuğuna mektup yazarak o işi alamazsa belki de hiç doğmayacağıyla ilgili eğlenceli ve farklı bir mektubun da içinde olduğu bir kutu ile başvurmuştu. Kutunun içinde ise onu anlatan oyuncaklar, resimler, fotoğraflar ve bir sürü ıvır zıvır vardı.


Sen de görüntülü CV, animasyon video, zihin haritaları ile yaratıcı bir CV hazırlayabilirsin. Tabii ki bu CVlerle muhasebe pozisyonuna başvurursan kabul edilemeyebilirsin, ama daha yaratıcı pozisyonlar için daha yaratıcı özgeçmişler gerek. Adı üzerinde öz “geçmiş”. Öyle bir başvuru yap ki senin öz “gelecek” ini de görebilsinler.

Kendini yeniden keşfet, net ve iyi şekilde ifade et. MERAK UYANDIR.


Hey erteleme ama biliyorum odaklanırsan en fazla 1 saatini alır, kendini kendince anlat. Sonra da güvendiğin birine gönder onun da fikrini al.



Evet efendim, yürüyen karbon akan su olduğumu kabullenerek, robot değil, hatalarıyla var olan bir insan olduğumu kabullenerek kendime şefkat göstermeyi öğreniyorum. Bir stoacı realistlik olarak hiç kolay olmadı bu şefkat kavramı benim için kabul edeyim. Ama deniyorum hala, işe yaradığını da çok net görüyorum. Enerjimin ve motivasyonumun nasıl yükseldiğini, daha planlı programlı ve hevesli olduğumu görmek, beni çok mutlu ediyor. Yine başladım bir sürü fikir üretmeye:)


Hatta 22 Haziran Cumartesi günü (seçimlerden 1 gün önce herkesin İstanbul'da olacağına umut ederek bir atölye düzenliyoruz çok değerli, duvardan atlayıp atlamamaya karar veremeyenleri bekleriz. Hatta şöyle yapalım, bu makaleme yorum yapan, beğenen, paylaşan 4 kişiye bu atölyemize özel davetiye vermek istiyorum:) Ne dersiniz güzel olmaz mı?


Umarım keyif almışsınızdır, ben sizleri çok özlediğimden bu yazı oldukça uzun oldu ama odaklandığınız için, okuduğunuz için, paylaştığınız için, pes etmediğiniz için çok teşekkür ederim:) Dilediğiniz zaman, desteğe ihtiyaç duyduğunuzda gizemsahan@gizemsahan.com dan bana ulaşabilirsiniz.


Haftaya görüşmek üzere!

Sevgilerimle,

Gizem






145 görüntüleme