• Gizem Sahan

Ne?? İstifa Edeli 1 Sene Mi Olmuş?



Have you ever wished you could . . . quit your boring job? . . . take a year off to travel the world? . . . own your own home? . . . move to the country? . . . retire early? . . . have more joy and contentment in your everyday life?…well guess what? YOU CAN DO THAT!

Vay canına…Geçekten de tam 1 sene olmuş:) LinkedIN de dün tam 1 sene olduğunu farkettiğim ve kutlama mesajları geldiği için sizlerle hemen bu 1 sene içinde neler öğrendiğimi paylaşmak istedim!

İstifa etme hikayemi biliyorsunuz, herşey yeğenim Özümle ve kendi özümle konuşarak, anlayarak, farkederek kurumsal hayatı bırakmaya karar vermemle başladı.

Kurumsal hayatta, Türkiye’nin en iyi şirketlerinden birinde çalışıyordum. İşimi ve arkadaşlarımı seviyordum ama bir şeyler ters gidiyordu, farkındaydım. Kendimi, renkleri ve yaprakları solan bir ağaç gibi hissediyordum. Dallarıma konup şarkılar söyleyen kuşların beni bıraktığı, meyvelerimin dalında çürüdüğü, artık yaratamayan, giderek kuruyan bir ağaç gibi… İnsan kendini ağaç gibi hisseder mi? Eh hissediyor işte:) Teşbihte hata olmaz.

Ve uyandığında hem kendinin hem de benim hayatımı değiştirdiğinin farkına varmadan bana öyle bir soru sordu ki!…(Devamını bu yazımda okuyabilirsiniz.)

Aslında ben sizinle o gün bugündür deneyimlerimi ve öğrendiklerimi paylaşmaya çalışıyorum naçizane, belki olur da bir kişiye ilham verebilirim diye. Ben yapabildim, siz de yapabilirsiniz diye. Yalnız değilsiniz diye. Bilgi ve tecrübenin saklanılması değil, paylaşılması gerek diye…

İşte bu 1 sene içinde neler öğrendiğimi paylaşmak istiyorum şimdi de sizlerle. Hepsini burada yazmam zor inanın ama elimden geleni yapacağım. Haydi başlayalım!


1. Anlaşılabilmek ne kadar HARİKA bir duyguymuş yahu!

Somewhere, something incredible is waiting to be known. - Carl Sagan

Bana bu hayatta en çok ne istersin diye sorduklarında cevabım basitti:

Anlaşılmak.

Ben uzun yıllar boyu gerçekten de anlaşılmak istedim. Ailemde, ilişkilerimde, işimde, arkadaşlarım arasında. Anlaşılmak…Bu kadar naif ve basitti bütün isteğim. Ama çoğu zaman başarılı olamadım bu isteğimde.

Bu çok da zor bir istek değil, öyle değil mi?

Çoğu zaman aslında en derinimizde anlaşılmaya duyulan özlemi bastırıyoruz. Ama en tuhaf anlardan birisi de siz en büyük hayallerinizi, ya da hayal kırıklığınızı anlatırken, karşınızdakinin sizi dinlemediğini farketmeniz oluyor. İşte tam o anlarda değersizlik hissiyle öfkeleniyoruz, ya da üzülüyoruz ve kendimizi kapatıyoruz.

Ben bu sene içinde hem kendimi, hem de diğer insanları anlamaya çalıştım, gerçekten de çalıştım ve başarabildiğimi söyleyebilirim. Bunun için gerçekten de istemek ve merak etmek gerekiyor. Eh, meraklı bir çocuk olmayı hiç bırakmamıştım zaten:) Ama her geçen gün anlamaya ve anlaşılmaya dair tutkum artıyor!

2. Dinlemek bir Sanatmış.

How wonderful it is that nobody need wait a single moment before starting to improve the world. —Anne Frank

İnsanlar (kim olursa olsun) size baktığında ve dinlediğinde kendi gündemleriyle dinler. Şimdi o şunu söylesin de ben de şunu anlatayım. Heh işte benim de geçen gün başıma ne geldi…diyerek siz daha tam anlatmamışken bir anda karşınızdakinin gündemiyle 5 saat geçmiş bulabilirsiniz.

Ve siz naifçe anlatmak istediğiniz şeyi anlatmaya çalışırsınız. Sözünüz kesilir, kendinden örnekler verilir, tavsiyeler havada uçar…

Ama tavsiye istemiyordum ki ben… Sadece beni dinlesin ve anlasın istiyordum. Bu kadar da zor olmamalı değil mi? İşte yanıldığım nokta bu olmuş.

Çünkü birini dinlemek emek ister. Çaba ister. Değer ister. Egonu bir kenara bırakmayı ister. Heyecan ister. Şevkat ister. Zeka ister. Yetenek ister. Sevgi ister.

Geçtiğimiz 1 sene içinde gerçekten insanları etkin olarak dinleyerek yaşadığım için şunu farkediyorum: Sizi tanımayan insanlar sizi daha dikkatli ve özenli dinler. Hiç bir önyargı olmadan. Öylece…

Karşınızda kalbini ve hislerini size açan bir kişi varsa, bu kalbi hört diye sıkmazsınız. Nazikçe avuçlarınızda tutarsınız. İnsan hassas olduğunda ve gerçekleri anlattığında kırılgandır en çok. Bilirsiniz.

Lütfen siz de biraz daha özenin, dinleyin, merak edin, soru sorun!

3. Eh, kendi işini yapmak pek de kolay değilmiş!

Twenty years from now you will be more disappointed by the things that you didn’t do than by the ones you did do, so throw off the bowlines, sail away from safe harbor, catch the trade winds in your sails. Explore, Dream, Discover. —Mark Twain

Kendi işini yapacaksan %100 istemelisin, %80 değil, %90 değil, %100. Ve bunun için özveride bulunmalısın. Arkadaşlarınla yemekleri, tatili, uykuyu, kaygılanmayı, moralini bozmayı ve gereksiz kafa karışıklıklarını biraz unutmaya hazır olmalısın.

Özveri ve çalışmak. En büyük yatırımının kendin olduğunu hatırlamak. En önemli şeyin de senin akıl sağlığın ve gayretin olduğuna inanmak.

1 senedir sabah 8 akşam 6 rutininde değilim. Ama çok daha verimli ve etkin çalıştığımı söyleyebilirim. Girişimcilik haftada 40 saat çalıştığın işini minimum 80 saat çalışmak için bırakmak zaten:) Bunu öğrendim bu sene içinde.

PMI ın araştırmasına göre kurumsal hayattaki en en en verimli bir çalışan günde ortalama kaç saat “gerçekten” çalışıyormuş sizce? En verimlisi..Yok 8 değil:)

2,5 saat.

Peki işte her gün geçirilen 8 saatin sadece 2 saatinde gercekten çalışılıyorsa, o vakit hakikaten saçma değil mi?

Emin olun bütün büyük holdingler 8-10 saat arası değişen mesailerin sadece 1-2 saatinin verimli çalışma ile geçtiğini ve geri kalan zamanın da “boş” olduğunu biliyorlar. Sen ben bunu biliyorsak onlar hayli hayli biliyordur emin ol. Fakat asıl amaç seni çalıştırmak değil zaten.

Sistem için daha önemli olan bir şey var. Senin 8 saat bir mekanda kapalı kalarak meşgul olman. Sistem senin mutsuz olmanı istiyor. Mutsuz ol ki, sana sattığı ürünlerle mutlu ol. 8 saat çalış ki, hayattan zevk almaya fırsatın olmasın.

Düşünsene 3 saat mesai olsa, günde kendine ayıracağın fazladan 5-6 saatin kalacak. Daha mutlu olacaksın. Mutlu olunca para harcamayacaksın. En önemlisi bir süre sonra sorgulamaya başlayacaksın. Sorguladığında isyan edeceksin. İsyan ettiğinde sistem daha da sıkıntıya girecek.


Ben artık günde 2, 5 saat değil inanın minimum 10 saat çalışıyorum. Aklım hep yeni bir şeyler yaratmakta, geliştirmekte, öğrenmekte…Ama bu gerçekten de çok keyifli. Zorunda olarak okumuyorum artık hiç bir şeyi, alarm kurmadan da hem hafta içi hem hafta sonu 7:30 da kalkıyorum. Uyanır uyanmaz güzel bir kahve yapıp, hemen çalışmaya başlıyorum.

Oyalanmadan.

Tabii ki ilk günler böyle değildi, ama sonradan öğrendim, hala öğreniyorum:) Kendi işini severek yapıyorsan, zaten çalışmak çok ama çok güzel. (Buralar çok güzel, gelsene:)

4. Ailenin, Arkadaşlarının, Sevdiğin insanların senin mutlu olmana ihtiyacı varmış.

The things that we love tell us what we are. - Thomas Aquinas

Hepimiz olduğumuz gibi kabul edilmek ve sevilmek isteriz. Bu bizim kendimizi değerli hissetmek için ön kabulümüzdür bir nevi.

Bu yüzden kabul ve sevgi gördüğümüz ilişkileri yaşamak isteriz. Bağ kurmak isteriz.

İnsan olduğumu hatırladım ben bu 1 sene içinde. Hatalar yapan, dersler çıkaran, üzülen, ağlayan, sevinen, hayal kuran, heyecanlı, kaygılı ama herşeye rağmen umutlu ve inançlı. Daha önce güçlü olmaya çalışarak, zırhlarımla etkilemeye çalıştığımı farkettim herkesi, özellikle de ailemi.

Benimle gurur duysunlar istedim, mutlu etmek istedim onları ve o yüzden çoğu şeye katlandım.

Ama artık yapmıyorum. Çünkü farkettim ki aslında önemli olan senin mutlu olman ve amacını bulmanmış. Ben çalıştıkça ve başarılı oldukça onların da endişesi azalıyor.

Peki endişeler biter mi? Yok canım, öyle bir dünyada yaşamıyoruz:)

“Kızım Sabancı’da çalışıyor” gibi çok havalı bir cümleden, “Kızım Sabancı’dan istifa etti” ye terfi etmek(!) onlar için de zor oldu. Biliyorum, farkındayım…

Onlar için bu durum “garip”. çünkü onların zamanında bir yere girip emekli olurdun. Güvence isterdin. Kendin için yaşamak mı o da ne? Hala arkadaşları kendi çocuklarının kaç bin dolar aldığını, özel villalarda oturduğunu, şirket arabalarını, havalı title larını söyleyerek bir kıyaslamaya sokuyorlar onları da. beni savunduklarını biliyorum. En azından kızımız mutlu diyebiliyorlar.

Ama kendimi ve hayallerimi anlatmaktan, göstermekten vazgeçmedim ve onlar da duruma alışıyorlar. Hatta onlar da değişimin farkındalar. Hala arada atışıyoruz da tatlı tatlı, merak ediyorlar haliyle farkındayım.

Bir de babam benim CEO olduğuma hala inanamıyor da:)

5. İnsanlara faydalı olmak insan ömrünü uzatıyormuş.

We can’t help everyone, but everyone can help someone. —Ronald Reagan

Şu an ülkemize ve dünyaya baktığımızda insan ömrünü uzatmak bir yana, bizi endişe ve stresten, acılardan, ölümlerden, krizlerden başka bir seçenek beklemiyor gibi hissediyoruz. Ben bu sene kontrol edemeyeceğim acı ve kayıplar için kendime izin verdim. Elimden geleni yaptıktan sonra zihnimin bunlarla dolu olması beni etrafımdaki herkesten daha fazla etkilediğini farkettiğim an ise artık fazla kaygılanmayı durdurdum. İşime ve kendime odaklandım.


İnsanlara faydalı olmak insan ömrünü uzatıyor derken bilimsel bir ölçümleme değil tabii ki ama gözlemlediğim kadarıyla: Daha mutluyum, daha sağlıklıyım, strese girmiyorum, trafiğe girmiyorum, hafta içi sabahları parkta yürüyüş yapıyorum, bisiklete biniyorum (tamam sadece 1 kez bindim ama bineceğim söz:)

Bazen sabah vapuruyla adalara gidiyorum, oradan çalışıyorum. Doğanın içinde, doğadan ilham alarak.

Kısacası metropolde yaşayıp çılgın kalabalıktan uzakta olabiliyorum.

Kurumsal hayattayken işten sonra hemen arkadaşlarımla olup stres atmayı tercih ederdim. Oysa şimdi görüşmelerimden sonra bana tarif edemeyeceğim bir enerji geliyor. 3 saatlik bir görüşmeden sonra yorulacağımı düşünenler oluyor, aksine ben daha fazla enerji doluyorum. Hemen daha fazla yaratmak için eve gitmek istiyorum.

Neden mi?

Karşımdaki kişinin bir şeyleri çözdüğünü görmek, umut dolması, gözlerindeki pırıltı bana tarifi mümkün olmayan bir enerji veriyor. Ve daha da çok yaratma isteği.

Sonrasında eve gittiğimde daha da çok çalışıyorum. Önceden mesai bitse de gitsek, istediğim şeyleri yapsam diye düşünürdüm, sonra da hiç enerjimin kalmadığını görüp evde erkenden kendimi uyuturdum. Şimdi hatırlaması bile güç o duyguyu.

6. Sana harika gibi gelen iş fikirlerin belki de o kadar harika değil. Olsun, sen yine de dene, hata yap!

If opportunity doesn't knock, build a door. - Milton Berle

Bir itirafta bulunmak istiyorum. Her ne kadar “koçluk” benim en sevdiğim ve yapmaktan çok hoşlandığım ana mesleğim olsa da, kendimi sosyal girişimci olarak da konumlandırıyorum.

Ne demek sosyal girişimci? İnsanların hayatlarına dokunan ve iyileştiren, sorunlara çözüm getiren fikirleri hayata geçirmek. “yapdagörelim, bemylegs, festivalegidiyorum, hangoverkiss, insanneister, i-fun gibi değişik 30 tane domainim ve iş fikrim var.

Bazılarının web sitelerini yayınladım, bazılarınınkisi hazır olmasına rağmen yayında değil. Mobil app yapma çalışmalarım da oldu. Fakat şunu farkettim ki gecenin 3 ünde süper gelen o iş fikri, sabah kalktığında “aslında o kadar da müthiş değilmiş” hissiyle seni baş başa bırakıyor.

Haydaa ama o harika bir fikirdi diye arkadaşlarınıza söylemeden önce bile, kendiniz vazgeçebiliyorsunuz. Buna hazırlıklı olmak gerekiyor.

Buradaki başarı senin ne istediğin kadar başkalarının hayatına ne gibi fayda sağlayacağını da önemini farketmekte yatıyor. Bu konuda hala çalışıyorum:)

7. İçinde gerçekleştirmeyi bekleyen gizli potansiyelin var. Paylaş o Halde!

Stop thinking about your audience as a vague concept, a collection of faceless people. Believe that your audience is a real person with feelings, experiences and a story. It will change your perspective.

Ee var biliyoruz dediğinizi duyar gibiyim. Ama çoğu insan bunun farkında değil, daha denemeden yolun başında vazgeçiyorlar bile kendi yeteneklerinden ve hayallerinden.

Mesela bir bisiklet aldım. İnsanlık için küçük, benim için büyük adım:)

Uzun süre sonra kendimi tekrar mühendis gibi hissettim. İşletme Mühendisliğini mühendislikten saymasalar da (yani çok da haksız değiller) bisikleti kurmak gayet zorlayıcı oldu. Ama bazen ellerinin yağlanması, somunları sıkarken morarması, çizilmesi gerekiyor ki: Ben yaptım! Ben başardım! diye haykır, sonra da yokuş aşağı keyifle sür:)

Bu 1 sene içinde harika insanlarla tanıştım. Belki uzman olarak kalsaydım tanışamayacağım harika insanlarla, girişimcilerle, tasarımcılarla, CEOlarla, CFOlarla, yurtdışında yaşayan harika mühendislerle, öğrencilerle, “önemli ve saygı duyduğum” insanlarla tanıştım. Konuşmacı olarak davet edildiğim paneller, seminerler oldu, workshoplar düzenledim. İnsanın deneyimlerini paylaşabilmesi harika bir duyguymuş, tavsiye ederim.

Hepimizin içinde potansiyel yeteneğimiz var, belki siz uzun zaman önce derinlere gömdünüz onu, ne olur tekrar gün yüzüne çıkarın, parlayın ve etrafınıza ışık saçın. Eminim yapabilirsiniz! İnanıyorum!

8. Seni taklit etmeye çalışabilirler, bu gayet doğal.

Put your heart, mind, and soul into even your smallest acts. This is the secret of success. - Swami Sivananda

Gel de bunu bana anlat:) Okul hayatında bile kopya çekmeyi sevmeyen bir öğrenciydim.

Bu yüzden fikirlerinin, yazılarının, web sitenin, iş fikirlerinin kopyalandığını gördüğünde inan bana hemen “Yaşasın, ayyy ne kadar da güzel” diye karşılamıyorsun.

Emeğinin, yaratıcılığının kopyalandığını gördüğünde çok güçlü bir adaletsizlik ve haksızlık hissin su yüzüne çıkıyor.

Neden ki? diyorsun kendi kendine, herkesin yeteneği ve karakteri farklı, neden daha farklı bir şeyler yaratmıyorlar?

Sonra anladım ki…Bu gayet doğal bir süreç, asıl önemli olan bunlara nasıl tepki verdiğin. Öfkelenirsen, üzgünüm ama o zaman bu yıkıcı enerji seni de yıkar ve bir şey yapmak istememene yol açar.

Sen iyisi mi boşver, zaten seni taklit ediyorlarsa belli ki güzel şeyler yapıyorsun. Değerli bir şeyler yapıyorsun ki onlarda da o güzelliği yaratma ihtiyacı hissediyorlar.

Takılma. Gülümse. Ve zekanın, yaratıcılığın, felsefenin, karakterin kopyalanamayacağını bil. O kaynaklar sende. Onlar kopyalanamaz:)

Fikirlerim çalınır diye korkma! Zaten sen yapabiliyorsan, senden daha iyisini de yapabilirler, bırak yapsınlar, insanlara fayda sağlayan ne kadar fikir varsa hayata geçsin.

Ve destek olmak için elimi uzatıyorum ben de. Birlikte gelişmek için, belki kendi seslerini bulmalarına yardımcı olabilirim diye, eminim çok güzel işler çıkaracaklar bir kez kendi seslerini duyabilirlerse…

9. Para Önemli, ama Çok da Önemli Değil..(şaka şaka önemli)

What’s money? A man is a success, if he gets up in the morning and goes to bed at night, and in between does what he wants to do. —Bob Dylan

Eh Bob amca biz Türkiye'de yaşıyoruz:)

Ben hayatım boyunca parayı hiç amaç haline getirmedim. Arkadaşlarımı maddi imkanlarına göre seçmedim, daha fazla eşya, daha fazla tüketmek, daha fazla maaş, lüks hayat istemedim. Yani aslında ideal bir çalışanmışım:)

Hiç şikayet etmedim paradan dolayı. Ama sonra farkettim ki herkes kendi değerini aldığı maaşa (paraya) göre ölçüyor ve benden çok daha az çalışan, üreten, yaratan insanlar benden daha fazla kazanıyor.

Beki siz de böyle hissetmişsinizdir… Şirketler maaşların konuşulmasını bu yüzden yasaklıyorlar zaten. Sen, senden daha az çalıştığını düşündüğün birinin senden fazla kazandığını görürsen hemen sinirlenirsin yetersiz/değersiz hissedersin. O zaman da fazlasını talep edersin.

Neyse, sistemin dayattıklarını biliyorsunuz nasılsa, biliyorsunuz değil mi?

I can't change the direction of the wind, but I can adjust my sails to always reach my destination. - Jimmy Dean

Bana bu sene içinde gelen yorumlarda da beni tanımadan senin tuzun kuru gibi tuhaf(?) şeyler yazıldı, çizildi. Daha 1 ay geçmiş, 6 ay sonra görelim seni diye moral bozmaya çalışanlar oldu. Yorulacaksın diye şevk kıranlar oldu. “Koçum Benim” gibi çok yaratıcı(!) atıfta bulundular.

Yapamazsın dediler. Ama yılmadım ve işte karşınızdayım:)

Gerçeği söylemem gerekirse kurumsal hayat daha rahat ve kolay. Aylık sabit gelirin ne olursa olsun geliyor, güvencedesin. Kafan rahat, çok düşünmüyorsun yani.

Kendi işini yaptığında bakkal defteri gibi gelir giderlerini hep hatırlaman gerek, çünkü yapmak istediklerin var. Mesela ben Ekim ayında Amerika’da bir Bilim Konferansına katılmak için para biriktiriyorum şu an. Kitabım çıkacak, eğitimler var, iş fikirlerine yatırım yapıyorsun ve evet en heyecanlı yere geldik: Bunu sadece sen yapacaksın, kimse seni finanse etmiyor. Pek kolay değil:)

En azından benim için değildi ama sonra harcamaları kısarak, ihtiyaçlarını ve isteklerini dengeleyerek yeni bir hayat tarzı yaratıyorsun. Yeni danışanların oluyor, eğitimler düzenliyorsun, yeni işler yaratıyorsun, gelişiyorsun:)

Hiç şikayetçi değilim, bence olması gereken de buymuş, öğrendim.

10. Çalışmak. Çalışmak. Daha Fazla Çalışmak Gerekiyormuş.

If you want to write a book that can break someone’s heart  work hard.

If you want to start a business that changes the world 

work hard.

If you want to draw a comic book that expresses everything you are, and dream about 

 work hard.

You want people to care?

WORK HARD!

Kendimi çalışkan biri olarak görüyor musun sorusunun yanıtı benim için basitti. Hayır!

Zeki olup çok çalışmadan başarılı olabileceğime inanıyordum küçükken. Sonra bu görüşüm değişti lise ve üniversite yıllarında ama yine de fazla çalışmadım üniversiteden sonra. ALES’e bile hiç çalışmadan girip 99.2 alınca bu inancım pekişti tabii ki. Ama yanılmışım. İşte bu sene çalışmayı öğrendim ben, gerçekten:)

Çünkü hayat test değil, çoğu zaman seçenekler öyle pat diye önünde belirmiyor, bazen o seçenekleri senin yaratman gerekiyor. Ve bu da hayatı daha komplike kılıyor.

Bu seçenekleri yaratmak için de çalışmak gerekiyor. Hem de çok!

Seçmenin, karar vermenin zor olduğundan yakınıyoruz da o seçenekleri oluşturmanın zorluğundan hiç bahsetmiyoruz. Asıl iş bu çünkü:)

Bu 1 sene içinde, hatta istifa etmeden önce bile anladığım şey şuydu. Çalışmak, çok çalışmak, yine çalışmak.

Making something is hard. Making something you don’t care about is even harder.

İşte böyle sevgili arkadaşlar, bu 1 sene acısıyla tatlısıyla harika bir ders oldu bana. Çok şey öğrendim, hala öğreniyorum. Sizlerden gelen güzel mesajlar, yorumlar, mailler de beni inanın çok motive etti ve hala ediyor. Çok teşekkür ederim. Destek grubu oldunuz bana, sizlerle paylaşmak beni çok mutlu etti.


Umarım bu sene de hepimiz için harika bir yıl olur!

Sevgilerimle,

Gizem



Kültür Mahallesi No:18, Etiler - İSTANBUL

05447613082

gizemsahan@gizemsahan.com

 

this web site (www.gizemsahan.com)  is proudly designed by ©gizem şahan 2014 - 2020 all rights reserved