top of page
TANIŞALIM

Şüphe Ediyorum, Öyleyse Varım

  • Yazarın fotoğrafı: Gizem Şahan
    Gizem Şahan
  • 26 Ara 2016
  • 2 dakikada okunur

Zeki insanların neden saçma şeyler yaptığını hiç merak ettin mi? Zekâ, fiziksel güce benzemez: Bir alanda parlayan bir zihin, başka bir alanda kolayca yanılır. Çünkü zekâ çoğu zaman doğruyu bulmaktan çok, kendi gördüğünü savunmakta ustadır.


Aslında hepimiz inanmak isteriz. İkna edilmek, bir yere ait olmak, “anladım” diyebilmek isteriz. İnanmak kolaydır; doğaldır. Asıl zor olan, şüphe etmektir.


Descartes’ın o ünlü cümlesini bilirsin: “Düşünüyorum, öyleyse varım.” Ama cümlenin aslı çoğu zaman atlanır:

Dubito, ergo cogito, ergo sum. — Şüphe ediyorum, öyleyse düşünüyorum, öyleyse varım.

Sıralama tesadüf değil. Düşünmek varlığın koşuluysa, şüphe de düşünmenin koşuludur. Önce sorgularız, sonra düşünürüz, sonra var oluruz.


Örüntü Arayan Primatlar


İnsan zihni bir örüntü makinesidir. Anlamlı ve anlamsız verinin arasından bir model çıkarmaya, noktaları birleştirmeye programlıyız; anlamak, korunmak, hayatta kalmak için. Ama bu yetenek iki yönlü bir bıçaktır ve iki tür hata yapar.


Birinci tip hata (yanlış pozitif): Olmayan bir örüntüye inanmak. İkinci tip hata (yanlış negatif): Gerçek bir örüntüyü görememek.


Üç milyon yıl önce Afrika ovasında yürüyen bir atanı düşün. Çalılar hışırdıyor: Rüzgâr mı, yırtıcı mı? “Rüzgârdır” deyip yanılırsan akşam yemeği olur, gen havuzundan silinirsin. “Yırtıcıdır” deyip kaçar ve yanılırsan, kaybın yalnızca birkaç adımdır. Bu yüzden evrim bizi cömertçe yanlış pozitife ayarladı: Her hışırtıyı tehlike saymak, hayatta kalmanın ucuz sigortasıdır.


Bu eğilimin bir de kimyası var. Beynindeki dopamin yükseldikçe daha çok örüntü görürsün. Az olduğunda bağlantıları kaçırır, çok olduğunda her yerde işaret görürsün — herkesin seni izlediğini, senin hakkında konuştuğunu sanırsın. İki Nobel’lik zihin, Feynman ile Nash, belki de tam bu çizgide ayrışır: Biri Nobel’e yetecek kadar örüntü görür, diğeri çok daha fazlasını.


Doğru Şüphe Dozu


Peki çözüm her şeyden şüphe etmek mi? Hayır. Aşırı şüphe de bir hapishanedir; Sherlock gibi sürekli kuşkuyla yaşanmaz. Fazla şüpheci olan iyi fikirleri, güzel rastlantıları, hayatın kendisini kaçırır; olmayan bağlantılar kurup kendini yorar.


Mesele denge: Yaratıcı olacak kadar açık, palavraya kanmayacak kadar uyanık bir zihin. İçinde hem bir kâşif hem de ince ayarlı bir yalan dedektörü taşımak.

Bilgi, domatesin bir meyve olduğunu bilmektir; bilgelik ise onu meyve salatasına koymamaktır. — Miles Kington

Çünkü zekâ veriyi toplar; bilgelik onu nereye koyacağını bilir. İyi karar, daha çok örüntü görmekten değil, hangi örüntüye güveneceğini bilmekten doğar.


Ve unutma: İnsan yalnızca düşündüğü gibi davranmaz; bir süre sonra davranışları da düşüncesini biçimlendirir. Bu yüzden zihnini —tıpkı bedenini koruduğun gibi— hangi seslere ve hangi örüntülere açtığına dikkat ederek koru.


Net düşünmek, çoğu zaman neye inanmayacağını seçmekle başlar.


Sevgilerimle,

Gizem

Yorumlar


bottom of page